
AİHM’ne Bireysel Başvuru Nasıl Yapılır?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilmek için tüm iç hukuk yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir. Başvuru sahibi iç hukuk yollarını tükettikten ve kesin karar tarihinden sonra 4 ay içinde mahkemeye başvurabilir. İmzasız başvurular ve önceden mahkeme veya başka bir uluslararası yargı kuruluşu tarafından karara bağlanmış olaylarla aynı ve yeni olay içermeyen başvurular reddedilecek olup başvurunun doğrudan mahkemeye yapılması gerekmektedir.
AİHM’ne Kimler Başvurabilir?
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ülkelerden biri tarafından Sözleşmede ve Ek Protokollerde belirlenen haklarının ihlal edildiğini düşünen her kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
Hangi Hak İhlalleri İçin AİHM’ne Başvurulabilir?
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokollerinde yer alan hakların ihlali durumunda AİHM’e başvuru yapılabilir. Bu haklar arasında en yaygın olanlar şunlardır:
Yaşam hakkı (Madde 2)
İşkence yasağı (Madde 3)
Özgürlük ve güvenlik hakkı (Madde 5)
Adil yargılanma hakkı (Madde 6)
Özel ve aile hayatına saygı hakkı (Madde 8)
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü (Madde 9)
İfade özgürlüğü (Madde 10)
Ayrımcılık yasağı (Madde 14)
Ayrıca mülkiyet hakkı, eğitim hakkı, serbest seçim hakkı gibi ek protokollerle tanınan haklar da AİHM başvurusuna konu olabilir.
AİHM’ne Başvuru İçin Şartlar Nelerdir?
A.İ.H.S 35. maddesine göre başvuru sahibinin iç hukuk yollarını tüketmesi ve kesin karar tarihinden sonra 4 ay içinde mahkemeye başvurması gerekmektedir. Ayrıca aynı maddeye göre imzasız başvurular ve önceden mahkeme veya başka bir uluslararası yargı kuruluşu tarafından karara bağlanmış olaylarla aynı ve yeni olay içermeyen başvurular reddedilmekte olup başvurunun doğrudan mahkemeye yapılması gerekmektedir.
AİHM’ne Başvuru İçin Hangi İç Hukuk Yolları Tüketilmelidir?
Öncelikle ulusal düzeydeki olağan kanun yolları (ilk derece, istinaf, temyiz) tamamen tüketilmelidir. Bu yollardan sonuç alınamazsa, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılmalıdır. AYM başvurusu için süre, iç hukuk yollarının sonundaki kararın öğrenilmesinden itibaren 30 gündür. AYM başvurusu sonrasında hak ihlali kararı verilmezse kesin karardan itibaren 4 ay içinde AİHM’e bireysel başvuru yapılabilir.
AİHM’ne Başvurunun Şekil Şartları Nelerdir?
Mahkeme içtüzüğünün 47. maddesine göre başvurunun taşıması gereken unsurlar şunlardır:
a) Davacının ismi, doğum tarihi, uyruğu, cinsiyeti, mesleği ve adresi;
b) Varsa temsilcisinin isim, meslek ve adresi;
c) Davacının kendisine karşı açmış olduğu sözleşmeci Taraf veya Taraflar;
d) Olayların özet biçimde açıklaması;
e) Sözleşme’nin ihlal iddia veya iddiaları ve elverişli kanıtlar hakkında kısa bir açıklama;
f) Sözleşme’nin 35/1 maddesinde belirtilen kabul koşullarına davacı tarafından uyulduğuna ilişkin kısa bir açıklama;
g) Dava konusu ve ana çizgileriyle davacının Sözleşme’nin 41. maddesine göre yapacağı haklı giderim istemi;
h) Uygun bütün belgelerin ve özellikle dava konusuna ilişkin yargı kararları ve sair karar örnekleri.
Zamanaşımı
İç hukuk yolları tamamen tüketildikten sonra ve son karar kesinleşip başvurucuya tebliğ edildikten sonra 4 ay içinde AİHM’ne başvuru yapılmalıdır. Bu süre AİHS’in 35. Maddesi gereği kesin süredir. Fotoğraf, ıslak imza, eksik belge gibi hatalar başvurunun reddine neden olabilir. Bundan ötürü başvuru yapılırken eksik evrak olmamasına özen gösterilmelidir.
Başvuru Dili
Mahkemeye yapılan başvuruda kullanılan dilin önemi yoktur. Herkes kendi dilinde başvuru yapma hakkına sahiptir. Ancak başvuru sonrası aşamalarda Mahkemenin resmi dilleri olan İngilizce ve Fransızca’dan birinin seçilerek yazışmaların bu dille yapılması gerekmektedir.
Adli Yardım
İçtüzüğün 91. maddesine göre; davalı devletin davanın kabülü hakkındaki yazılı beyanlarını bildirmesinden veya buna ilişkin sürenin dolmasından sonra, daire başkanı talep halinde veya re’sen başvuru sahibine adli yardım yapılmasına karar verebilir. Bunun için aynı maddeye göre aşağıdaki şartların oluşması gerekmektedir;
1- Adli yardımın yapılması davanın iyi yönetilmesi için gerekli olmalı.
2- Başvuru sahibinin yapmak zorunda olduğu giderleri kısmen veya tamamen karşılayacak yeterli imkanlara sahip olmamalı.
Başvuru, Kabul ve Sonuçlanma Süreci
AİHM’ne bireysel başvuruların sonuçlanma süresi; başvurunun niteliğine, karmaşıklık düzeyine, Mahkeme’nin iş yüküne ve öncelik sıralamasına göre değişiklik göstermektedir. Kabul edilebilirlik kriterlerini sağlayan basit nitelikli başvurular ortalama 6 ay ile 2 yıl arasında sonuçlanabilirken, tam yargılamaya konu olan, delil ve karşılıklı savunma gerektiren başvuruların sonuçlanması 3 ila 7 yılı bulabilmektedir. Yaşam hakkı veya kötü muamele yasağı gibi temel haklara ilişkin başvurular ise Mahkeme tarafından öncelikli olarak değerlendirilmekte ve daha kısa sürede karara bağlanabilmektedir.
AİHM inceleme süreci, başvurunun kabul edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle başlamakta, ardından ilgili devletten savunma istenerek tarafların karşılıklı beyanları alınmaktadır. Bu süreç sonucunda Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ihlal edilip edilmediğine karar verir. İhlal tespit edilmesi halinde, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir. Bu tazminat hem maddi hem de manevi zararın karşılanmasına yönelik olabilir.
Kararların İcrası
AİHM kararları bağlayıcı niteliktedir ve bu kararların icrası Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetlenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, taraf olduğu Sözleşme gereği AİHM kararlarını uygulamakla yükümlüdür. Ancak başvuru sahiplerinin, Mahkeme nezdinde etkili bir süreç yürütmesi ve hak kaybına uğramaması açısından hukuki destekle başvuru hazırlaması gerekmektedir.
Emsal Kararlar
“Demokrasi, Avrupa kamu düzeninin temel özelliğini oluşturur. AİHS siyasi rejim modeli olarak sadece demokrasiyi öngörmüştür. AİHS’nin güvencelerinden yararlanarak demokratik toplumun zayıflatılmasına veya değerlerinin tahrip edilmesine izin verilemez. Başvurucunun yayınlarından, laiklik ve çoğulcu demokrasi karşıtı olduğu ve nihai amacının Şeriata dayalı devlet düzeni kurmak olduğu belirlenmiştir. Her ne kadar, laiklik karşıtı düşüncelerin – nefret söylemi ve şiddeti kışkırtma içermediği sürece – özgürce açıklanabilmesi çoğulcu demokrasinin gereği olarak kabul edilse de, bu özgürlük anlayışı, devletin, başvurucu vakfın mal varlığını, çoğulcu demokrasiyi ve AİHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlükleri ortadan kaldırma amacı için kullanmasına karşı tedbir almasını engellemez. Bu nedenle, başvurucu vakfın 2005 yılında mahkeme kararıyla kapatılması ve mallarının tasfiye edilmesi, AİHS’nin örgütlenme özgürlüğü ile ilgili 11. maddesinin ihlalini oluşturmaz.” (Zehra Vakfı vd. / Türkiye (Başvuru No.: 51595/07) (10.7.2018))
“Başvurucunun, İslam Peygamberi hakkında sarfettiği sözleri (“pedofili eğilimi”), toplum için yararlı bir tartışmaya objektif katkı sağlayacak nitelikte değil, başkalarının dini inançlarını kötüleme olarak anlaşılabilecek ve haklı tepkilerine yol açabilecek nitelikte görülmüş ve cezalandırılması, toplumdaki dini inançların korunması ve dini hoşgörüsüzlüğün kışkırtılmasının önlenmesi açısından yerinde bulunmuştur.” (E.S. / Avusturya (Başvuru No.: 38450/12) (25.10.2018))
“12 yıl hapse mahkum edilen başvurucu, ailesinden 4200 km uzaktaki cezaevine gönderilmiştir. Bu uzaklık, başvurucunun aile bağlarını sürdürmesine engel olmaktadır. Bu durum, mahkumun aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına (AİHS m. 8) aykırıdır. Rusya aleyhine benzer başvurularda verilen ihlal kararlarına rağmen, Rus mahkemelerinin yorumu olumlu yönde değişmemiştir. AİHS m. 8 ihlal edilmiştir.” (Voynov / Rusya (Başvuru No.: 39747/10) (3.7.2018))
“Bakır vd. grubu içinde 4 kişi ve İmret, çeşitli yürüyüşlere katıldıkları, pankart ve flama taşıdıkları, yazılı giyecek giydikleri ve slogan attıkları için, iç hukuk mahkemeleri tarafından, bilerek ve isteyerek yasadışı silahlı örgütlere yardım ettikleri gerekçesiyle TCK 220/7 ve 314 hükümlerine dayanarak, yasadışı silahlı örgüte üye olmak suçundan 5 ve 7 yıl arasında hapis cezalarına mahkum edilmişlerdir. AİHM, TCK 220/7’de yer alan “örgüte bilerek ve isteyerek yardım” ögesinin, gösteri ve yürüyüş hakkının ihlal edilmemesini sağlayacak bir güvence oluşturmadığını ve Hükümetin de yargısal uygulamadan bu yönde bir örnek sunmadığını, TCK 220/7’nin bu haliyle keyfi uygulamalara açık olduğunu, ne yönde uygulanacağının ‘öngörülebilir’ olmadığını, dolayısıyla, “yasallık” niteliğinden yoksun bulunduğunu belirlemiş ve verilen cezaların, AİHS m. 11’de güvence altına alınan toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır. AİHM, bu sonuca varırken, yürüyüşe katılanlarla, suç oluşturan eylemleri yapanların birbirinden ayrılmadığına dikkat çekmiş ve verilen cezaların orantısızlığı ile TCK 220/7’nin TCK 314 ile birlikte, sanıklar aleyhine geniş yorumlanmasının, toplumu, gösteri ve yürüyüşe ve açık tartışmaya katılmaktan caydıracağına vurgu yapmıştır.
Bakır vd. grubu içindeki diğer 8 kişinin, Terörle Mücadele Yasasının 7/2 hükmü uyarınca, yasadışı silahlı örgütün propagandasını yapmak suçundan, 1 yıl 8 aydan başlayan hapis cezalarına çarptırılmışlardır. AİHM, iç hukuk mahkemelerinin, atılan sloganların, neden yasadışı silahlı örgütün propagandası niteliğinde olduğunu ve şiddet eylemleriyle terörizmi kışkırttığını yeterince değerlendirmediğini ve bu yürüyüşün, kamu düzenini bozup bozmadığını incelemediğini belirlemiş ve bu kişilerin taşıdıkları pankart, flama ve giyeceklerin ve attıkları sloganların şiddet eylemlerinin savunulması niteliğinde olmadığı değerlendirmesini yapmıştır. Bu bağlamda, AİHM, söz konusu 8 kişiye verilen cezaların, eylemleriyle karşılaştırıldığında ağır olduğu ve bu tür eylemlere bu ağırlıkta ceza verilmesinin, demokratik toplumlarda gerekli olmadığı gerekçesiyle, bu başvurucular açısından da AİHS m. 11’in ihlal edildiğine hükmetmiştir.” (Bakır vd. Türkiye (Başvuru No.: 46713/19) (10.7.2018) ve İmret / Türkiye (no. 2) (Başvuru No.: 57316/10) (10.7.2018))
Av. Gökhan AKGÜL & Av. Züleyha APAYDIN