İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU

Toplumsal yaşamın düzenli ve sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi, yalnızca bireyler arası ilişkilerin değil, aynı zamanda fiziksel çevrenin de belirli kurallar çerçevesinde şekillendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, kentleşmenin hukuki zeminde yürütülmesi, planlama esaslarına uygun yapılaşmanın sağlanması büyük önem taşımaktadır. Ancak imar mevzuatına aykırı şekilde gerçekleştirilen yapı faaliyetleri, sadece şehir estetiğini ve altyapıyı tehdit etmekle kalmaz; aynı zamanda kamu düzenine ve toplum sağlığına zarar veren ciddi sonuçlar doğurur. Bu nedenle, Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesiyle, imar kirliliğine neden olma fiilleri ceza hukuku yaptırımı altına alınmış ve belirli koşullar altında suç olarak düzenlenmiştir. Bu yazımızda, imar kirliliğine neden olma suçunun tanımı, unsurları, cezai yaptırımı ve yargı uygulamalarındaki yeri ele alınacaktır.

SUÇUN KANUNİ TANIMI  

Belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde yetkili idareden yapı ruhsatiyesi alınmaksızın ya da alınan ruhsata aykırı şekilde bina yapılması veya yaptırılması, yapı kullanma izni bulunmayan binalarda sınai faaliyete izin verilmesi ya da ruhsatsız yapılara altyapı hizmetlerinin sağlanmasına müsaade edilmesi Türk Ceza Kanunu’ nun 184.maddesi kapsamında bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. İlgili kanun maddesinde;

TCK Madde 184- (1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) (Ek: 29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz. ifadelerine yer verilmiş olup bu suç tipiyle ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapılaşmanın önüne geçilerek plansız kentleşmenin ve çevresel bozulmanın önüne geçilmek istenmiştir.

SUÇUN UNSURLARI

İmar kirliliğine neden olma suçu hem objektif hem de sübjektif  unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde şu temel yapı taşlarına sahiptir:

1-Fail: TCK m.184/1 uyarınca suçun faili, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapan veya yaptıran kişi, m. 184/2 uyarınca fail, yapı ruhsatiyesi alınmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısına müsaade eden kişi,  m. 184/3 uyarınca ise suçun faili, sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişidir.

2-Mağdur: Suçun mağduru ise doğrudan toplumdur. Zira söz konusu filler bireysel menfaatten ziyade kamu düzeni ve toplumsal yaşamı etkilemektedir.

3-Fiil (Hareket Unsuru):Suç seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu tarafından tanımlanan ve suçu oluşturan seçimlik hareketler şunlardır:

a)Yapı ruhsatiyesi almadan veya alınan ruhsata aykırı bina yapmak veya yaptırmak (TCK m.184/1): Suç yetkili idareden yapı ruhsatiyesi almaksızın bina inşa edilmesi veya yapı ruhsatiyesi alınmış olmakla birlikte, inşa edilen binanın ruhsata ve ekli projelere uygun şekilde yapılmaması durumunda gerçekleşir. Suçun oluşabilmesi adına inşa edilen yapının “bina” niteliği taşıması ve belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi bir alanda yer alması gerekir. Bu nedenle belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerler dışında bulunan binalar, yapı ruhsatiyesi almadan veya alınan ruhsata aykırı olarak dahi yapılmış olsa bile işbu suçun oluşumuna sebebiyet vermez.

Ayrıca suçun oluşabilmesi bakımından imalatın mutlaka “bina” niteliğinde olması gerekmektedir. Her yapının bina olarak kabul edilemez. Bina kavramı 3194 sayılı İmar Kanunu’ nun 5. maddesinde tanımlanmıştır. İlgili kanun maddesinde “Bina; kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.” ifadelerine yer verilmiştir. Suça konu yapının bina niteliğini taşıyıp taşımadığı hususu her somut olay bakımından ayrı ayrı ele alınmalıdır.      

b)Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etmek (TCK m. 184/2): Suç, belediye sınırları içerisinde veya özel imar rejimine tabi bir alanda yer alan ve yapı ruhsatiyesi bulunmayan bir inşaatın şantiyesine altyapı bağlantılarının (elektrik, su, telefon) yapılmasına bilerek izin verilmesi yoluyla işlenir. Şantiye kavramı, inşaat süresince geçici olarak kullanılan ve iş tamamlandığında kaldırılması planlanan yapı ve alanları ifade etmektedir. Kanun maddesinde açıkça “şantiye” ifadesine yer verilmiş olup şantiye özelliği taşımayan yapılara elektrik su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade edilmesi hali, TCK m.184/2 kapsamında suç olarak değerlendirilemez.

c)Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etmek (TCK m.184/3):  Yapı kullanma izni, binanın imar planına, ruhsatına ve projelerine uygun biçimde inşa edildiğini ve artık kullanıma uygun olduğunu gösteren idari belgedir. Suç, bu belge alınmadan önce binada herhangi bir sınai faaliyetin yürütülmesine izin verilmesiyle oluşur. Suçun oluşması için sınai faaliyete müsaade edilmesi yeterlidir, sınai faaliyet fiilen gerçekleştirilmemiş olsa bile suç müsaade edilmesiyle tamamlanmış sayılır. Yapı kullanma izni alınmamış binaya ilişkin bu seçimlik hareket bakımından diğer seçimlik hareketlerden farklı olarak binanın belediye sınırları içerisinde veya özel imar rejimine tabi bir alanda bulunması zorunlu değildir. (TCK m.184/4)

4- Suçla Korunan Hukuki Değer: İmar kirliliğine neden olma suçu, “Çevreye Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olup bu suç tipi ile korunan hukuki değer, kentleşme politikalarının etkin şekilde yürütülmesini sağlayan imar düzeni, çevrenin korunması, kamu sağlığı ve kamu düzenidir.

5-Manevi Unsur: Suç, yalnızca kastla işlenebilen bir suçtur. TCK m.184/1 uyarınca failin ruhsat alınmadığını ya da alınan ruhsata aykırı davranıldığını, m.184/2 uyarınca bağlantı yapılacak şantiyenin ruhsatsız olduğunu, m. 184/3 uyarınca ise yapı kullanma izni alınmadığını bilerek hareket etmesi yeterlidir. Suçun taksirle işlenebilmesi kanunen mümkün değildir.  

İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU KAPSAMINDA KABUL EDİLMEYEN FAALİYETLER

1-Balkonlarda yapılan faaliyetler: Balkonun herhangi bir biçimde kapatılması ya da yaşam alanına katılması, tek başına “imar kirliliğine neden olma” suçunu oluşturmaz. Çünkü bu tür müdahaleler, yapının toplam yüzölçümünde bir artış sağlamamakta dolayısıyla da yeni bir alan kazanımı oluşturmamaktadır. Özellikle balkonun mutfakla birleştirilmesi veya camekanla çevrilerek kapatılması gibi pratikte sıkça rastlanan tadilatlar “imar kirliliği” kapsamında değerlendirilemez. Nitekim söz konusu işlemler, mevcut alanın sınırlarını değiştirmemekte, yalnızca kullanım biçimini etkilemektedir. Ancak balkonun mevcut sınırlarının dışına taşarak büyütülmesi, bu şekilde terasa dönüştürülmesi gibi durumlar yapının fiziksel hacmini artırdığından dolayı “imar kirliliğine neden olma” suçu kapsamına girebilir.

2-Teraslarda yapılan tadilatlar: Teraslarda gerçekleştirilen basit ve geçici nitelikteki düzenlemeler, yapı vasfı taşımadığından ve yapının esaslı unsurlarında değişikliğe neden olmadığı için “imar kirliliğine neden olma” suçu kapsamında değerlendirilmez. Ancak çatının tamamen kaldırılması ve bu alanın kalıcı olarak terasa dönüştürülmesi gibi kapsamlı yapısal müdahalelerin mevcudiyetinde söz konusu işlem artık bir inşa faaliyeti haline geleceğinden “imar kirliliğine neden olma suçu” kapsamında değerlendirilir.

3-Eklentiler: Bina niteliğinde olmayan basit vasıftaki eklentiler imar kirliliği suçu meydana getirmezler. Ancak söz konusu eklentilerin, İmar Kanunu’nun 5. maddesinde tanımlanan bina vasfında olması halinde imar kirliliğine neden olma suçu söz konusu olur.

4-Bina içi tadilatlar: Bina içinde yapılan basit nitelikteki tadilatlar, taşıyıcı sistemlerde herhangi bir değişiklik yapmaması veya bina alanında artışa yol açmaması halinde imar kirliliğine neden olma suçuna sebebiyet vermez.

5-Sabit olmayan yapılar: Zemine sabitlenmeyen, kolayca yer değiştirilebilen yapılar imar kirliliği suçu kapsamına girmez. Örneğin, yere monte edilmemiş mobil konteynerler bu açıdan suç teşkil etmez. Burada esas olan, yapının ne kadar sağlam olduğu değil, onun bina vasfını taşıyıp taşımadığıdır. Dolayısıyla yere sabitlendiği takdirde prefabrik yapılar dahi imar kirliliği suçuna sebebiyet verir. Taşınabilir konteynerlerin güvenliğini sağlamak için yapılan sabitlemeler veya bağlantılar ise imar kirliliği suçunu doğurmaz.

ŞİKAYET SÜRESİ, ZAMANAŞIMI VE GÖREVLİ MAHKEME

İmar kirliliğine neden olma suçu, şikayete tabi bir suç olmayıp savcılık tarafından resen soruşturulmaktadır. Suçun soruşturulması için şikayet süresi olmamasına rağmen dava zamanaşımı 8 yıllık süreye tabidir. İşbu süre suçun işlendiği tarihten itibaren başlamaktadır. Görevli mahkeme ise suçun işlendiği yani yapının bulunduğu yerdeki Asliye Ceza Mahkemesi’ dir.

ETKİN PİŞMANLIK

Türk Ceza Kanunu’ nun 184/5. Maddesi ile imar kirliliğine neden olma suçu bakımından özel bir etkin pişmanlık hali düzenleme altına alınmıştır. İlgili kanun maddesindeKişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.” ifadelerine yer verilmiştir. Kanun hükmü uyarınca; ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptırılan binanın, imar planına ve ruhsata uygun hale getirilmesi halinde fail hakkında kamu davası açılmayacak, kamu davası açılmışsa da düşme kararı verilecektir.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, ERTELEME VE ADLİ PARA CEZASI

Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran kişiler ile yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar nedeniyle kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına izin veren kişiler, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ayrıca, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin yürütülmesine müsaade eden kişiler de 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır. İlgili suç dolayısıyla doğrudan adli para cezasına hükmedilemese de hapis cezasının adli para cezasına çevrilebilmesi mümkündür.

Cezanın alt ve üst sınırları ele alındığında; cezanın ertelenmesi kararı verilebilmesi mümkün olmakla birlikte imar kirliliği suçu açısından özel bir etkin pişmanlık hali düzenlenmiş olduğundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi mümkün değildir.

İMAR KİRLİLİĞİ SUÇU VE İDARİ PARA CEZASI

İmar kirliliği suçu, yalnızca ceza hukuku kapsamında yaptırıma tabi tutulmakla kalmayıp aynı zamanda idari yaptırımların da uygulanabildiği bir fiil niteliğindedir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca; yapı ruhsatiyesi alınmaksızın veya ruhsata aykırı şekilde inşa edilen yapılara karşılık idare tarafından idari para cezası uygulanabilmektedir. Bu durumda kişi, aynı fiil nedeniyle hem adli hem de idari yaptırıma maruz kalabilmektedir. Ancak bu durum, ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan “aynı fiilden dolayı iki kez cezalandırılamama” (ne bis in idem) ilkesine aykırılık teşkil edebilmektedir. Nitekim Anayasa ile güvence altına alınan bu ilkeye göre, bir kişinin aynı eylem dolayısıyla mükerrer biçimde cezalandırılması hukuken mümkün değildir.

Anayasal ilkeye paralel olarak getirilen düzenleme, 3194 sayılı İmar Kanunu’ nun 42. maddesinde de açıkça yer almaktadır. İlgili kanun maddesinde “Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir.” hükmü yer almakta olup bu düzenleme ile aynı fiil sebebiyle mükerrer yaptırım sağlanmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Nitekim Danıştay 6. Dairesi 05.11.2020 tarihli bir kararında;

“…3194 sayılı Kanunun 42. maddesinde para cezasıyla ilgili düzenlemelere yer verilmiş, maddenin 2. fıkrasının (a) bendinde yapı sınıfı ve grubu dikkate alınmak suretiyle maddede belirtilen miktar ile yapının alanının çarpılması sonucu temel ceza miktarının hesaplanacağı ve bu miktar üzerinden (c) bendinin alt bentlerindeki artırım sebepleri için gösterilen oranlar uyarınca bulunan miktarların eklenmesi sonrasında toplam ceza miktarının bulunacağı belirtilmiş olup, 7. fıkrasında; “Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir.” hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden; Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara 3194 sayılı Kanunun 42. maddesinin 7. fıkrası uyarınca idari para cezasına ilişkin tutarın iade edilebileceği, ancak tahsil edilen para cezasının iadesi istemiyle idareye başvurması, başvurunun reddedilmesi halinde başka bir davada uyuşmazlık konusu edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır…” (Danıştay 6. Dairesi, 2019/9584 E., 2020/10547 K., 05.11.2020 T.)

ifadelerine yer vermiş olup fail hakkında TCK m. 184 kapsamında mahkumiyet kararı verilmesi halinde aynı eylem dolayısıyla daha önce tahsil edilmiş olan idari para cezasının da faizsiz olarak iade edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.

KONUYA İLİŞKİN KARARLAR

“…Yargıtay Ceza Genel Kurulu”nun 25/02/2014 tarih ve 2013/4-691 esas, 2014/91 karar ile 25/11/2014 tarih ve 2014/4-94 esas, 2014/525 sayılı kararlarında: “İmar kirliliğine neden olma suçunda ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirerek TCK”nın 184/5. maddesindeki özel düzenlemeden yararlanma imkânı bulunan fail hakkında CMK”nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Buna göre, daha lehe hükümleri kapsadığı konusunda tereddüt bulunmayan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmüne göre özel bir düzenleme olan 5237 sayılı TCK”nın 184/5. maddesinin gereğini yerine getirmeyen sanık hakkında 5271 sayılı CMK”nın 231. maddesinde düzenlenmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmünün uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekmediğinin kabulü zorunludur.” şeklindeki gerekçeyle imar kirliliğine neden olma suçunda CMK”nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin kabul edilmiş olması karşısında, sanıklar hakkında Marmara Asliye Ceza Mahkemesinin 04/05/2011 tarihli ve 2010/24 esas, 2011/12 sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararları yerinde olmayıp, kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekmiştir…” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2020/19280 E., 2020/21718 K., 25.12.2020 T.)                                                                                                      

“…Sanık … hakkında Akkuş Cumhuriyet Başsavcılığınca imar kirliliğine neden olma ithamı ile yürütülen soruşturma kapsamında iddianame düzenlenerek Akkuş Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda sanığın bu suçtan mahkumiyetine karar verildiği, hükmün temyiz edilmeden kesinleştiği, hükümden sonra sanığın suça konu imara aykırılıkla ilgili Akkuş Belediyesi nezdinde yapı ruhsatı aldığı ve suça konu yerin imara uygun hale getirildiğinin iddia edilerek bu yönde Belediye’den alınmış belgelerin yargılama dosyasına ibraz edildiği ve TCK’nın 184/5. maddesi uyarınca işlem tesisi için talepte bulunulduğu, sanığın talebinin Akkuş Asliye Ceza Mahkemesinin 25/07/2017 tarihinde reddedildiği, işbu karara yönelik kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır. Hukuksal Değerlendirme: 5237 sayılı TCK’nın 184.maddesinde; “(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır. Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. (Ek: 29/6/2005 – 5377/21 md.) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.” hükümlerine yer verilmiştir. Hal böyle iken, sanık …’ın imara aykırılığın giderildiğine ilişkin dilekçesi üzerine dilekçe içeriğinin araştırılarak, imara aykırılığın giderildiğinin tespiti halinde TCK’nın 184/5. maddesi uyarınca sanığın mahkum olduğu cezanın bütün sonuçları ile ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, herhangi bir araştırma yapılmaksızın verilen mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile talebin reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden kanun yararına bozma talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir…” (Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2017/7585 E., 2018/6909 K., 07.05.2018 T.)

“…Ceza hukukunda “kanunilik ilkesinin” bir sonucu olarak, özel bir imar rejimi bulunmayan belediye mücavir alanı içerisinde, kişilerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapması veya yaptırması durumunda imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olmayacaktır. Ruhsatsız yapılaşmanın sadece belediye sınırlarında veya özel imar rejimine tabi yerlerde ceza hukuku anlamında takip edilmesi, kapsam dışı bırakılan alanlar bakımından bir korumasızlığı akla getirse de bu yerlerde gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri açısından bir sorumsuzluk söz konusu olmayıp, sadece Türk Ceza Kanunu açısından suç oluşmamakta, ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabilecektir…” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2023/7596 E., 2025/ 6786 K., 15.04.2025 T.)

“…Suça konu taşınmazın ruhsat süresi dolmuş ve projesine aykırı olarak ikinci normal kat seviyesinde demir profil kurulmuş ve çatı örtüsü örtülmüş vaziyette iken 09.01.2014 tarihli inşaat durdurma zaptıyla mühürlenerek durdurulduğu, sanık hakkında Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/1124 sayılı soruşturması ile 11.03.2014 tarihinde iddianame düzenlendiği, davanın Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/245 Esas sayılı dosyasında görüldüğü, kovuşturma aşamasında yapılan keşifte sanığın mühürlenen inşaatı devam ettirdiğinin tespit olunduğu, böylece sanığın imar kirliliğine neden olma suçunun hukuki kesintiye uğramasından sonra inşaata devam ederek yeniden imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği Mahkemece kabul edilmiştir…Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/245 Esas ve 2014/449 Karar sayılı dosyası bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın keşif tutanağında, nisan ayında mutfak fayanslarını yaptırdığını beyan ettiği ve aynı zamanda inşaat durdurma zaptı düzenlendiği tarihte çekilen fotoğraflar ile Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesince bilirkişi marifetiyle temin edilen fotoğraflar kıyaslandığında sanığın inşaat durdurma zaptından sonra da inşaata devam ettiğinin anlaşıldığı, böylece sanığın iddianame düzenlendiği tarihten itibaren hukuki kesintiden sonra inşaata devam etmek suretiyle yeniden imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği şeklindeki Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen hükmün uygulanmamasına ilişkin Mahkemenin takdir ve gerekçesinde isabetsizlik görülmemiştir. Sanık hakkında verilen hüküm 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca adli para cezasına çevrilmiş olmakla aynı Kanun’un 51 inci maddesinde düzenlenen erteleme müessesesinin uygulanamayacağı anlaşılmıştır…” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/ 22432 E., 2023/ 25286 K., 06.12.2023 T.)

“…Sanığın kendisine ait işyerinin ön cephesini açılır kapanır camekan ile kapatıp, üzerine brandadan çatı yapmak suretiyle imar kirliliğine neden olma suçunu işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine hükmedilmiş ise de; bu değişikliğin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5 inci maddesindeki bina tanımına uyup uymadığı, bir alan artışı sağlayıp sağlamadığı konularında bilirkişiden rapor alınarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle karar verilmesi, Hukuka aykırı bulunmuştur…” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/ 42691 E., 2024/ 7619 K., 28.05.2024 T.)

Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir