EZİYET SUÇU

SUÇUN KANUNİ TANIMI

Eziyet Suçu, Türk Ceza Kanunu’nun “Kişilere Karşı Suçlar” başlığı altında madde 96’ da düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesinde;

TCK m. 96- Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022 7406/5 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamaz.

(2) Yukarıdaki fıkra kapsamına giren fiillerin;

 a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

 b) Üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa ya da eşe veya boşandığı eşe karşı,

 İşlenmesi halinde, kişi hakkında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

ifadelerine yer verilmiş; bir kimsenin sistematik ve süreklilik arz edecek şekilde insan onuru ile bağdaşmayacak ve acı çekme veya aşağılamaya yol açacak nitelikteki fiillerinin suç oluşturduğu belirtilmiştir.

SUÇUN UNSURLARI

Eziyet Suçu hem objektif hem de subjektif unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde şu temel yapı taşlarına sahiptir:

1-Fail: Eziyet suçunun faili bakımından kanun koyucu özel bir nitelik aramamışsa da suçun failinin kamu görevlisi dışında herkes olabilmesi mümkündür. Nitekim TCK m. 96 kapsamında düzenlenen eziyet suçu ile TCK m. 94 kapsamında düzenlenen ve benzer nitelikte olan işkence suçu arasındaki esas fark, suçun failinin niteliğidir. TCK m. 94 uyarınca işkence suçunun faili yalnızca kamu görevlisidir. Dolayısıyla da söz konusu fiillerin kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde eziyet suçu değil işkence suçu gündeme gelecektir.

2-Mağdur: Söz konusu suç bakımından mağdur, toplumu oluşturan herkes olabilmektedir. 

3-Fiil (Hareket) Unsuru: TCK m. 96 bakımından hareket unsuru; bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışlardır. Kanun koyucu madde metninde kişinin eziyet çekmesine neden olacak eylemleri tek tek belirtmemiş; bu husus Yargıtay kararları ile şekillenmiştir. Yargıtay kararları doğrultusunda bir kimseye karşı aşağıda belirtilen fiillerin süreklilik ve sistematiklik arz edecek şekilde işlenmesi halinde eziyet suçu gündeme gelecektir:

  • Dışkı yedirme, idrar içirme
  • Belirli aralıklarla aşağılama, korkutma, dövme
  • Eve hapsetme,
  • Çıplak gezdirme,
  • Aç ve susuz bırakma,
  • Bir kimseyi bağlayarak köpek, yılan gibi korkutucu veya fare gibi tiksindirici hayvanları üzerine bırakma vb.

Suç seçimlik hareketli olup belirtilen veya benzer mahiyette olan seçimlik hareketlerden herhangi birinin süreklilik ve sistematiklik arz edecek şekilde mağdura yönelik gerçekleştirilmiş olması suçun oluşumu için yeterlidir.

KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARI

“…5237 sayılı Kanun’un “Eziyet” başlıklı 96 ncı maddesinin birinci fıkrasında eziyet suçunun maddi unsuru, “bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştirmek” şeklinde belirtilmiş, ancak bu davranışların ne olduğu somut olarak ortaya konulmamıştır. Ancak maddenin gerekçesinde; eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerektiği belirtilmiştir. Böylece kanun koyucu işkence suçuna ilişkin 94 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma, eziyet suçunu düzenleyen 96 ncı maddenin metninde değil, gerekçesinde yer vererek eziyet suçunda fiilin arz ettiği özellikleri belirlemiştir. Bu durumda eziyet suçu ile işkence suçu, maddi unsuru bakımından benzerlik göstermektedir. Ancak eziyet suçu bakımından maddenin gerekçesinde, işkence suçunda öngörülen “algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine” yol açacak hareketten söz edilmemektedir. Eziyet serbest hareketli bir suçtur. Mağdurun gerek bedensel gerek ise ruhsal yönden acı çekmesine neden olacak, mağdurda utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusu uyandırıp onurunu zedeleyecek hareketler eziyet kapsamındadır. Bu suç tipinde mağdur, objektif olarak aşağılayıcı ve eza verici hareketler aracılığıyla, insan olma niteliğinin gerekli kıldığı düzeyin objektif olarak altında kalan ve kişiliğinin derhal ya da ileride gelişebilmesi için gerekli olan dengeye olarak etki edebilecek muamelelere tabi kılınmaktadır. Eziyet teşkil eden fiiller, kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Eziyetten söz edebilmek için, maddenin gerekçesine göre eziyet oluşturan fiillerin sistematik bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sistematik olmaktan kastedilen, mağdura karşı yapılan birden fazla saldırının, genel bir tutum çerçevesinde gerçekleştirilen davranışların bir parçası olması ya da önceden kararlaştırılmış, organize ve düzenli bir seyir izlemesidir. Sistematik olma hali, hareketlerin eziyet suçunu oluşturup oluşturmadığını tespite yarayan kriterlerden biridir. Hareketlerin sistematik biçimde uygulanması, mağdura yönelik davranışların belli bir süreç içinde düzenli ve bir bütünlük arz eder biçimde yapılmasını gerektirir. Bu sebeple mağdura yönelik hareketler, fail tarafından bilerek ve istenerek belirli bir süreçte genel bir tutum çerçevesinde bir bütünün parçası olarak veya belirli bir plan dahilinde işlenirlerse eziyet suçu oluşur. Burada çeşitli nitelikteki hareketler objektif olarak belirli bir şiddeti içermekte, asgari düzeyde bir ağırlığa ulaşmaktadır. Hareketler bir bütün halinde objektif olarak eziyet teşkil edecek boyuta ulaştığında, başka bir deyişle asgari bir düzeyde şiddete ulaştığında suç tamamlanmış olacaktır. Dava konusu olayda, katılanın, şikayet dilekçesinde sanığın tehdit eylemine ilişkin anlatımlarda bulunup şikayetçi olduğu ve bu anlatımını savcılıkta alınan beyanında da tekrar edip sanıkla aynı evde yaşadığı zamanlarda kendisini sürekli darp ettiği ancak vücudunda darp izi olmadığı şeklinde ifade ettiği, anneleri ile birlikte yaşayan çocukların da katılanın babaları olan sanık tarafından darp edildiğine ve tehditlerde bulunduğuna şahit olduklarını ifade ettikleri dikkate alındığında, sanığın eşine karşı gerek aynı evde yaşarken gerekse fiili olarak ayrı yaşadıkları dönem içerisinde sistematik şekilde tehdit ve yaralama şeklinde gerçekleştirdiği eylemlerinin eziyet suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/ 9606 E., 2024/ 394 K., 16.01.2024 T.)

4-Suçla Korunan Hukuki Değer: Eziyet Suçu, Türk Ceza Kanunu’nun “Kişilere Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olup işbu suç tipi ile korunan hukuki değer, başta kişilerin vücut bütünlükleri ve dokunulmazlıkları olmakla birlikte insan onurudur.

5-Manevi Unsur: Suç yalnızca kasten işlenebilmekte olup taksirle işlenebilmesi kanunen mümkün değildir. Suçun oluşumu için fail, davranışları neticesinde mağdurun eziyet çekmesine yol açacağını bilmeli ve istemelidir.

CEZAYI ARTIRAN HALLER

TCK m. 96’ da düzenlenen eziyet suçu, bazı durumlarda daha ağır cezayı gerektirir nitelikli hallerle birlikte düzenlenmiştir. İlgili kanun düzenlemesinde; suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamayacağı yine söz konusu fiillerin çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına, üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa ya da eşe veya boşandığı eşe karşı işlenmesi halinde, kişi hakkında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunacağı belirtilmiştir.

EZİYET SUÇU İLE DİĞER SUÇLAR ARASINDAKİ FARKLILIKLAR

1-İşkence Suçu Bakımından: İşkence suçunu düzenleme altına alan TCK m. 94 uyarınca; bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Kanun metni ele alındığında; eziyet suçu ile işkence suçu arasında “insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine neden olan, aşağılanmaya yol açacak” fiiler nedeniyle benzer nitelikler bulunduğu görülmektedir. Ancak iki suç tipi arasında farklılıklar da mevcut olup en net farklılık, failin niteliği noktasındadır. İşkence suçunun faili yalnızca kamu görevlisi olabilmekte iken eziyet suçunun faili kamu görevlisi dışında herkes olabilir. 

2-Kötü Muamele Suçu Bakımından: Kötü muamele suçunu düzenleme altına alan TCK m. 232 hükmü uyarınca; aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse iki aydan bir yıla kadar hapis, idaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye bir yıla kadar hapis cezası verilir.

Benzer niteliklere sahip kötü muamele suçu ile eziyet suçu arasındaki farklardan biri mağdurun niteliğine ilişkindir. Eziyet suçunun mağduru herkes olabilirken kötü muamele suçunda mağdur, faille aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden biri ya da failin idaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişidir. Aynı şekilde eziyet suçunda “süreklilik ve sistematiklik” söz konusu iken kötü muamele suçu bakımından bu husus söz konusu değildir.

ŞİKAYET SÜRESİ, ZAMANAŞIMI VE GÖREVLİ MAHKEME

TCK m. 96 kapsamında düzenlenen işbu suç, şikayete tabi olmayıp soruşturma işlemleri savcılık tarafından re’sen gerçekleştirilir. Suçun soruşturulması için şikayet süresi olmamasına rağmen dava zamanaşımı 8 yıllık süreye tabidir. Görevli mahkeme ise Asliye Ceza Mahkemesi’ dir.

ADLİ PARA CEZASI, CEZANIN ERTELENMESİ VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARI

TCK m. 96 uyarınca; bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamaz. İşbu fiillerin; çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı, üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa ya da eşe veya boşandığı eşe karşı, işlenmesi halinde, fail hakkında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Cezanın alt ve üst sınırları ele alındığında; hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı ve cezanın ertelenmesi kararı verilebilmesi mümkündür. Ancak hapis cezasının adli para cezasına çevrilebilmesi mümkün değildir.

YARGITAY KARARLARI

“…Dava konusu olayda, suça sürüklenen çocuğun kendisiyle aynı koğuşta bulunan mağdurlara yönelik poşet yakıp ellerine ve cinsel organlarına damlatma, darp edip üzerlerine idrarını yapma, tükürüp zorla yalatma ve birbirlerine dövdürtme şeklinde sistematik bir şekilde gerçekleştirdiği eylemlerinin 5237 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesi kapsamında eziyet suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/ 8858 E., 2024/ 1671 K., 22.02.2024 T.)

“…Dosya kapsamına göre, sanıkların otizm hastası olan beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan mağdura karşı nedensiz ve ölçüsüz sistematik şiddet eyleminde bulunup bunu kayda alarak eğlenceye dönüştürdükleri ve bunu sosyal medya ortamında yayınladıkları, bu hususun dosya içerisindeki görüntülerden sabit olduğu, sanık …’ın mağdur …’in defalarca kulaklarını çektiği, tokat attığı, bu esnada mağdurun yüz ifadelerinde yapılan eylemlerden korktuğu ve canının yandığının belli olduğu, sanıkların savunmaları ve tüm dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların bir dakikalık süre boyunca mağdura yönelik eylemlerin yaralama boyutunu aşarak mağdura eziyet çektirme ve bundan eğlenme amacı güttüğü anlaşılmakla Mahkeme kabul ve uygulamasının yerinde olduğu ve suçun unsurlarının oluştuğu anlaşıldığından sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazı yerinde görülmemiş ve karar da hukuka aykırılık bulunmamıştır…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/ 5931 E., 2023/ 9230 K., 28.11.2023 T.)

“…Sanıklar hakkında Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığının 20.11.2014 tarihli iddianamesiyle kasten yaralama suçundan; 12.05.2015 tarihli iddianamesiyle ise eziyet suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı; iddianameye konu mağdur çocuğa hakaret etme ve yaralama suçlarının işlendiğine delil kabul edilen CD Çözüm Tutanağının, sanık beyanlarının ve doktor raporlarının incelenmesinde; dosya kapsamına göre atılı yaralama ve tehdit suçlarını işlediği anlaşılan sanık … hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından mahkûmiyet kararı verilip hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği; sanık … hakkında ise kasten yaralama suçuna katıldığına dair delil bulunmadığından beraat kararı verildiği anlaşılmakla; aynı eylem nedeniyle sanıklara eziyet suçundan mükerrer ceza ya da beraat kararı verilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2020/ 14585 E., 2023/ 2155 K., 11.04.2023 T.)

“…Dava konusu olayda, mağdur …’un annesinin soruşturma aşamasındaki anlatımı, bu anlatımı destekleyen doktor raporuna göre, mağdurun vücudunda meydana gelen yaralanmanın bir defa darp etme ile gerçekleşmesinin mümkün olmadığı, sanığın doğmasını istemediği kızına doğumundan itibaren bir yıl boyunca gerek ısırma, gerekse çimdik ve tokat atma şeklinde onu istemediğini gösterir şekilde birtakım eylemlerde bulunduğu, en son 05.11.2015 tarihinde hastaneye yapılan müracaat ile bu durumun ortaya çıktığı, mağdur annenin de bu hususu evliliğinin zarar görmesinden korktuğu için şikayetçi olmadığı şeklinde açıkladığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri uyarınca mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/ 9349 E., 2024/ 393 K., 16.01.2024 T.)

“…Bu açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın katılan çocuk …’e yönelik eylemlerinin incelenmesinde; katılan … hakkında düzenlenen 18.05.2019 tarihli adli raporda sol el içi ve sağ kalçada morluk ve ekimoz olduğunun, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirlendiği, bu yaralama izlerinin 06.05.2019 tarihinde meydana gelen olayda oluştuğu, raporda eskiye dair yaralanmaların tespit edilmediği belirtilmiştir. Katılan …’in sıcağı sıcağına alınan ilk beyanında; sanık …’in ablası olan … ‘e şiddet uyguladığı gün eline ve kalça bölgesine oklava ile vurduğunu beyan ettiği, sanık …’in ilk savunmasında ve Bölge Adliye Mahkemesince alınan savunmasında olay tarihinde katılan …’in eline oklava ile vurduğunu beyan ettiği, katılan …’in rehber öğretmeni olan tanık …’nin beyanında katılan …’ya sanıkların benzer şiddet eylemlerini kardeşlerine de uygulayıp uygulamadığını sorması üzerine katılan …’nın sanıkların kardeşlerine (… ve …) yönelik şiddet eylemlerinde bulunmadıklarını beyan ettiğini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; sanık …’in sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde katılan … ‘e yönelik eylemlerde bulunduğunun sabit olmadığı gibi sanığın doktor raporuyla uyumlu ikrarına göre katılan çocuk …’in eline ve kalça bölgesine ele geçmeyen oklava ile vurmaktan ibaret eyleminin sistematiklik ve süreklilik unsurlarını içermediği anlaşıldığından sanığın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka uygun olup bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2025/ 2287 E., 2025/ 5618 K., 03.07.2025 T.)

“…Dava konusu olayda, sanık …’ nin üvey oğlu olan yaşı küçük mağdur …’a yemek vermeme eyleminin sistematik bir şekilde gerçekleştirildiği konusunda mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2020/ 10196 E., 2023/ 7884 K., 24.10.2023 T.)

“…Dava konusu olay, sanığın eşinin eziyet çekmesine yol açacak bir takım davranışlarda bulunup bulunmadığı iddiasına ilişkindir.

2. 30.07.2013 tarihinde müteveffa Vecide’nin evlerinin bir odasında kendisini boynundan asmak suretiyle intihar ettiği yönünde alınan ihbar ile şüpheli ölüm olayı nedeniyle sanık ve annesi hakkında soruşturma başlatıldığı, müteveffanın ailesinin kızlarının eşi olan sanık tarafından sürekli darp edildiğini, çocuklarının olması nedeniyle boşanamadığını, zaman zaman vücudundaki morartıları kendilerine gösterdiğini, kızlarının ölümüne de sanığın sebep olduğunu belirterek şikayetçi oldukları belirlenmiştir.

3. a) Müteveffanın babası katılanın ve annesi ve kardeşlerinin aşamalarda, müteveffanın sanık tarafından sürekli olarak darp edildiğini, sanığın harçlık bile vermediğini, çocuklarına bez parasını bile yalvararak verdiğini, darp izlerine zaman zaman şahit olduklarını, ancak çocukları için boşanamadığını beyan ettikleri, akrabaları F.Ş.’nin, bir perde mevzuu nedeniyle müteveffanın darp edilip aç bırakıldığını çocuklarından ve kızkardeşinden duyduğunu beyan ettiği belirlenmiştir.

b) Müteveffa ve sanığın ortak çocukları olan B.O.B. ve M.B. savcılıkta, anneleri olan müteveffanın babaları tarafından sürekli darp edildiğini, hatta sanığın annelerini ası süsü vererek öldürdüğünü beyan ettikleri, çocukların alınan ifadelerinin ardından sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen değerlendirme ve sonuç başlıklı raporda, B.O.B.’nin olaya kendisinin şahit olmadığını, savcılıkta yanlış bilgiler verdiğini, olaya abisi M.B.’nin şahit olduğunu beyan ettiği, babasının ailesinin yanına gitmekten korktuğu için o şekilde ifade verdiğini ifade ettiği, ancak çocukların kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında babaları olan sanığın annelerini sürekli darp ettiğini, vefat etmeden önce de darp ettiğini, daha sonra da öldürdüğünü beyan ederek soruşturma aşamasındaki ifadelerine döndükleri belirlenmiştir.

4. a) 30.07.2013 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağı ile, müteveffanın sol uyluk poupart bağının hemen altında ön tarafta biri 6 cm, diğeri 2 cm çapında sarı renk almış eski ekimoz, sağ dirsekte 0,3 cm çapında kurutlu eski yara mevcut olduğu,

b) İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun 23.12.2015 tarihli raporu ile müteveffanın ölümünün ası sonucu gerçekleşmiş olduğu, ası dışında travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı belirlenmiştir.

5. Sanık ve annesi hakkında kasten öldürme ve intihara yönlendirme suçlarından delil yetersizliği nedeniyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirlenmiştir.

GEREKÇE

1. 5237 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesinde düzenlenen eziyet suçundan ayrı şekilde failin öldürmeye yönelik kastının bulunması durumunda ayrıca kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı göz önünde bulundurularak, somut olayda sanık ve ölen …’nin ortak çocukları olan B.O.B. ve M.N.B. kovuşturma aşamasında pedagogun da itibar edilebilir bulduğu beyanlarında ilk ifadelerine dönerek babalarının annelerini öldürdüğüne ilişkin anlatımların 5271 sayılı Kanun’un 172 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında yeni delil olarak kabul edilebileceği anlaşılmakla, bu kapsamda yeniden bir değerlendirme yapılarak işlem yapılması mümkün görülmüştür…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/ 9725 E., 2024/ 1684 K., 22.02.2024 T.)

“…Eziyet suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelenmesinde ise; Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen 02.09.2015 tarihli iddianamede sanık hakkında “eziyet” suçundan dava açıldığına dair bir anlatım ve sevk maddesi bulunmadığı gözetilerek, eziyet suçundan dava açılması sağlandıktan sonra bu dava ile birleştirilerek delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden; 5271 sayılı CMK.nın 225/1. maddesi uyarınca “hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak açılmayan davadan ek savunma hakkı verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2020/ 3770 E., 2021/ 16802 K., 28.06.2021 T.)

Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK