
SUÇUN KANUNİ TANIMI
Suçu bildirmeme suçu, Türk Ceza Kanunu’ nun “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığı altında madde 278’ de düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesinde;
TCK Madde 278- (1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.[106]
(4) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.
ifadelerine yer verilmiş; işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün olan bir suçun yetkili makamlara bildirilmemesi hali suç olarak düzenlenmiştir. Suçun oluşumu için iki seçimlik hareketten birinin yerine getirilmiş olması gereklidir:
1-İşlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirilmemesi: İşbu seçimlik hareket bakımından suçun oluşabilmesi için öncelikle işlenmekte olan bir suçun varlığı gerekmektedir. Nitekim bir suçun bildirilmesi yükümlülüğü, yalnızca o suç işlenmekte ise doğar. İşlenmekte olan suç ifadesinden anlaşılması gereken, failin suçu işlemeye yönelik icrai hareketlere başlamasıdır. Sadece suç işlemeye yönelik niyet ya da hazırlık süreci, söz konusu yükümlülüğün ortaya çıkması için yeterli değildir. Örneğin bir kişinin ileride birini öldürmeyi planlayarak bıçak ve silah satın aldığını öğrenmek, fail henüz suçu işlemek için hazırlık aşamasında bulunduğundan suçu bildirme yükümlülüğünü doğurmaz. Ancak failin satın aldığı silahla birini hedef alması veya ateş etmeye kalkışması suçun işlenmekte olduğunu gösterecek olup bildirim yükümlülüğünü doğurmaktadır.
2-İşlenmiş olmakla birlikte neticeleri sınırlanabilecek bir suçu yetkili makamlara bildirmeme: TCK m. 278 kapsamında düzenlenen suçun oluşumu yalnızca işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirilmemesi ile sınırlı değildir. Suç işlenmiş olmakla birlikte meydana gelen neticelerin tamamen gerçekleşmediği ve sınırlandırılmasının mümkün olduğu durumlarda da suçun oluşumu gündeme gelebilmektedir. Bu tür durumlarda suç tamamlanmış olsa da suçun neden olduğu tehlike veya zarar hali henüz sona ermemiştir. Üçüncü bir kişinin müdahalesi veya durumun yetkili makamlara bildirilmesi ile bu zarar ya da tehlikenin azaltılması veya tamamen engellenmesi sağlanabilecektir. Bu ihtimalin varlığı halinde suçu öğrenen kişinin durumu yetkili makamlara bildirmemesi de TCK m.278 kapsamında bildirmeme suçunun oluşumuna yol açacaktır.
SUÇUN UNSURLARI
Suçu bildirmeme suçu hem objektif hem de sübjektif unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde şu temel yapı taşlarına sahiptir:
1-Fail: İlgili kanun hükmünde suçun faili bakımından özel bir şart aranmamış olup suçun failinin herkes olabilmesi mümkündür. Ancak belirtmek gerekir ki; hiç kimsenin işlediği veya iştirak ettiği suçtan dolayı bildirim yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu nedenle suçun failinin ya da ona yardım eden suç ortağının TCK m. 278 kapsamında düzenlenen suçun faili olması mümkün değildir.
2-Mağdur: Söz konusu suç bakımından mağdur, toplumu oluşturan herkestir.
3-Fiil (Hareket Unsuru): TCK m. 278 bakımından hareket unsuru, işlenmekte olan veya işlenmiş olmasına karşın neden olduğu neticelerin sınırlandırılması halen mümkün olan suçun yetkili makamlara bildirilmemesidir.
4-Suçla Korunan Hukuki Değer: Suçu bildirmeme suçu, “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olup bu suç tipi ile korunan hukuki değer, adli işleyişteki düzenin korunması ve toplumsal yardımlaşmadır.
5-Manevi Unsur: Suç, yalnızca kasten işlenebilen bir suç olup failin suçun işlenmekte olduğunu veya işlenmiş olmakla birlikte neden olduğu neticelerin sınırlandırılmasının halen mümkün olduğunu bilmesi gerekmektedir. Suçun taksirle işlenebilmesi kanunen mümkün değildir.
SUÇUN NİTELİKLİ HALLERİ
TCK m. 278/3 hükmü ile korunmaya daha muhtaç durumda olan kişilere karşı işlenen suçların bildirilmemesi hali daha ağır cezai yaptırımlara bağlanmıştır. İlgili kanun maddesinde “Mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.” ifadelerine yer verilmiş; yaşı, ruhsal durumu ya da hamileliği dolayısıyla kendini savunamayacak durumda bulunan kişilere karşı işlenen suçlarda cezanın yarı oranında arttırılacağı belirtilmiştir.
TANIKLIKTAN ÇEKİNME HAKKI
TCK m. 278 kapsamında düzenlenen işbu suçun failinin herkes olabilmesi mümkündür. Ancak bazı kişilere kanunen tanıklıktan çekinme hakkı tanınmış ve bu kişiler için cezai sorumluluk öngörülmemiştir. (CMK m.45)
Ceza Muhakemesi Kanunu m.45: (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
(2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.
(3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler.
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 45 ile düzenleme altına alınan tanıklıktan çekinme hakkı, kanunda belirtilen durumlarda tanık olarak çağrılan kişinin tanıklık yapmaktan vazgeçebilme hakkına sahip olmasıdır. Tanıklıktan çekinme hakkı olan kişilerin, TCK m. 278 kapsamında suçu bildirme yükümlülükleri bulunmamaktadır. (TCK m. 278/4)
KAMU GÖREVLİSİNİN SUÇU BİLDİRMEMESİ
Kamu görevlileri görevleri sırasında bir suçun işlendiğini öğrenmeleri halinde bu durumu gecikmeksizin yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerin ihlali başlı başına suç teşkil etmekte olup Türk Ceza Kanunu’ nun 279. Maddesi ile bu husus özel olarak düzenleme altına alınmıştır.
TCK Madde 279- (1) Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, adlî kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
SAĞLIK MESLEĞİ MENSUPLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ
Türk Ceza Kanunu’nun 280. maddesi, sağlık mesleği mensuplarının meslekî faaliyetleri sırasında bir suçla karşılaşmaları durumunda, bu durumu yetkili makamlara bildirme yükümlülüğünü düzenlemektedir. Sağlık çalışanları, görevlerinin niteliği gereği bazı suçlara ilişkin önemli bilgilere ya da izlere ulaşabilmektedir. Bu nedenle, suçla mücadelede sağlık personeline de özel bir sorumluluk yüklenmiştir.
TCK Madde 280- (1) Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Sağlık mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler anlaşılır.
İlgili kanun maddesi incelendiğinde; suçun işlendiğine dair kesin bilgi bulunmasa dahi belirti düzeyindeki olguların varlığı halinde sağlık çalışanlarının bildirim yükümlülüğüne sahip olduğu görülmektedir. Aynı şekilde hükmün ikinci fıkrasında sağlık mesleği mensubu deyiminin hangi meslek gruplarını içerdiği belirtilmiş; bildirme yükümlülüğünün yalnızca doktorlar açısından sonuç doğurmadığı ifade edilmiştir.
ŞİKAYET SÜRESİ, ZAMANAŞIMI VE GÖREVLİ MAHKEME
TCK m. 278 kapsamında düzenlenen işbu suç şikayete tabi olmayıp soruşturma işlemleri savcılık tarafından re’sen gerçekleştirilir. Suçun soruşturulması için şikayet süresi olmamasına rağmen dava zamanaşımı 8 yıllık süreye tabidir. Bu süre suçun işlendiği tarihten itibaren başlamaktadır. Görevli mahkeme ise Asliye Ceza Mahkemesi’dir.
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI VE ERTELEME
TCK m.278 uyarınca; işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cezanın alt ve üst sınırları ele alındığında; hapis cezasının adli para cezasına çevrilebilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ve cezanın ertelenmesi kararı verilebilmesi mümkündür.
KONUYA İLİŞKİN KARARLAR
“…5237 sayılı TCK.nın 278/1. maddesinde düzenlenen suçu bildirmeme suçunun oluşabilmesi için, işlenmekte olan bir suçu bildirmeme veya işlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması mümkün olan eylemin varlığı gerekmekte olup somut uyuşmazlıkta; maktulü öldüren hükümlülerin sanığın yanına gelerek, maktulü gömmek için sanıktan araç gereç almaları ve suçtan elde edilen parayı sanığa saklaması için vermek şeklinde gerçekleşen olayda, 5237 sayılı TCK.nın 278. maddesinde düzenlenen suçu bildirmeme suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 09.02.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2019/ 15892 E., 2021/ 1908 K., 09.02.2021 T.)
“…Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 281. maddesinde, “Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.” Suçu bildirmeme suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 278. maddesinde, “(1)İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2)İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” hükümleri yer almaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.10.2012 tarihli ve 2012/1-405 E. 2012/1802 K. sayılı ilamında da, “….1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanunun 170. maddesinde, iddianamede gösterilmesi gereken hususlar ayrıntılı olarak düzenlenmiş, maddenin 4. fıkrasında, iddianamede yüklenen suçu oluşturan olayların açıklanması gerektiği belirtilmiştir. Anılan hükümlerden de anlaşılacağı üzere, kamu davasının fiil yönünden sınırlarının açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Fiil yönünden, kamu davasının dışına çıkılması, “davasız yargılama olmaz” ilkesine ve 5271 sayılı Kanunun 225. maddesine aykırılık oluşturacaktır. Buna göre, hükmün konusu iddianamede gösterilen sevk maddesi değil eylemdir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, diğer bir ifadeyle, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Buna karşılık iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin nitelendirmeyi mahkeme yaparken iddianamedeki vasıflandırma ile bağlı değildir. Soruşturma evresinde elde ettiği kanıtlardan ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CYY’nın 225/1. maddesi uyarınca fiil ve faile ilişkin olarak kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açıklanması yeterlidir. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlayabilecek, buna göre savunmasını yapabilecek ve kanıtlarını sunabilecektir.” demektedir. Somut olayda, sanık …’ın çalıştığı kahvehaneye getirilen motosikletin çalıntı olduğunu bildiği halde yetkili makamlara bildirmediği, iddianamede sevk maddesi olarak suçu bildirmeme suçu belirtilmemiş ise de, iddianame içeriğinde suçun unsurlarının anlatılmış olması karşısında ek savunma hakkı verilerek sanık hakkında suçu bildirmeme suçundan karar verilebileceği gözetilmeden, yazılı şekilde suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. Ancak iddianamede anlatılan fiilden dolayı beraat hükmü kurulması ve hükmün kesinleşmesi karşısında, kesin hüküm etkisiyle aynı fiilden tekrar yargılama yapılamayacaktır…” ( Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2016/ 442 E., 2016/ 4652 K., 01.07.2016 T.)
“…Sanıklar…… haklarında suçu bildirmeme suçundan kurulan hükümlerin incelenmesine gelince;
Sanıklara isnat edilen eylemlerin 5237 sayılı TCK’nın 278/1. maddesinde düzenlenen suçu bildirmeme suçunu oluşturup öngörülen cezaların üst sınırları itibarıyla aynı Kanunun 66/1-e maddesinde belirtilen 8 yıllık olağan dava zamanaşımına tabi bulunduğu ve haklarında beraat kararları verilen sanıkların mahkeme sorgularının yapıldığı 10.09.2013 ile inceleme günü arasında bu sürenin geçtiği anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, sanıklar hakkında bu suçlardan görülen kamu davalarının aynı Kanunun 322 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 29.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi…” (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2021/ 6840 E., 2022/ 12332 K., 29.12.2022 T.)
“…5271 sayılı CMK’nın 225. maddesinde yer alan, “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” hükmü gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemeye göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açık aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda; iddianame içeriğinde sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan dava açıldığı, sanığa isnat edilen suçu bildirmeme eylemine ilişkin anlatım bulunmadığı gibi uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun, suçu bildirmeme suçuna da dönüşemeyeceği anlaşılmakla, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemlerle sınırlı olduğu da gözetilerek suçu bildirmeme suçu ile ilgili 5271 sayılı CMK’nın 170. maddesine uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığı halde sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 278/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması, Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerine görüldüğünden, Tebliğname’ye uygun olarak hükmün BOZULMASINA…” (Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2021/ 11033 E., 2025/ 5653 K., 15.05.2025 T.)
“…3-5237 sayılı TCK’nun 278/1. maddesinde suçu bildirmeme suçunun düzenlendiği ve aynı Kanun’un 278/4. maddesinde tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmayacağının düzenlendiğinin anlaşılması karşısında; suça sürüklenen çocuklar … ve …’ın kardeş olmaları nedeni ile 5271 sayılı CMK’nun 45/1-d ve 223/4-(a) maddeleri uyarınca suça sürüklenen çocuk hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA…” (Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2019/ 1907 E., 2019/ 3170 K., 05.03.2019 T.)
“…Suçu bildirmeme suçundan sanık Ş.. Y..’ın beraatine; taksirle öldürme suçundan sanık Y.. Y..’ın mahkûmiyetine ilişkin hükümler, sanık Y.. Y.. müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Sanık Ş.. Y.. hakkında verilen beraat kararına yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Sanığa atılı suçu bildirmeme suçu, adliyeye karşı işlenen suçlardan olup, korunan hukuki yararın niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakkı bulunmayan ölenin eşinin davaya katılmasına ilişkin olarak verilen kararın bu suç yönünden hukuki değerden yoksun olduğu ve temyiz hakkı vermeyeceği anlaşılmakla, katılan vekilinin bu suça yönelik temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE…” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2015/ 3313 E., 2016/ 1645 K., 09.02.2016 T.)
Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK