MİRASIN HÜKMEN REDDİ

MİRASIN REDDİ

Mirasın reddi, Türk Medeni Kanunu m. 605 vd. hükümlerinde ele alınmıştır. Kanun koyucu ilgili düzenleme ile hem yasal hem de atanmış mirasçılara mirası reddetme hakkı tanımış; bazı hallerde ise mirasın, herhangi bir irade açıklamasına gerek kalmaksızın reddedilmiş sayılacağını hüküm altına almıştır.

Türk Medeni Kanunu m. 605: Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.

Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. İlgili kanun metni ele alındığında; mirasın iki şekilde reddedilmesi mümkündür. Bunlardan ilki mirasçıların, kendi istek ve arzuları doğrultusunda mirası reddetmeleri olup bu yol doktrinde “gerçek ret” olarak adlandırılmaktadır. Bir diğeri ise mirasbırakanın ölüm tarihinde borca batık olduğunun açıkça anlaşılması ya da resmen tespit edilmesi hâlinde, mirasın herhangi bir ret beyanı gerekmeksizin kanun gereği reddedilmiş sayılmasıdır. Bu yol ise doktrinde “hükmen ret” olarak ifade edilmektedir. İşbu yazımızda mirasın hükmen reddi, şartları, sonuçları, iptali ve Yargıtay kararları doğrultusunda uygulamadaki yeri ele alınacaktır.

MİRASIN HÜKMEN REDDİ

Mirasın hükmen reddi, TMK m. 605/2 uyarınca düzenleme altına alınmıştır. İlgili kanun maddesinde “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” hükmüne yer verilmiş; mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise hiçbir ret beyanına gerek kalmaksızın mirasın reddedilmiş sayılacağı ifade edilmiştir.

“…4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 605.maddesi “B.Ret; I.Ret beyanı; 1.Ret hakkı” başlığı ile düzenlenmiştir. Birinci fıkrası “Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.” hükmünü içermektedir. Kayıtsız, şartsız red (hakiki red) olup, bu davada uygulama dışındadır. İkinci fıkrası “Ölümü halinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” hükmünü amirdir. Bu hüküm bir karinedir. Konumuzu veya dan önceki cümle ilgilendirmektedir. Türk Kanunu Medenisinin 545.maddesinin sadeleştirilmiş şekli aynen kaleme alınmıştır. Bir çok yargı kararlarında ve ilmi görüşlerde bu red, hükmi red olarak isimlendirilmektedir. Türk Medeni Kanunu, “hakiki redde” süre ile kayıtlı ve mirasçıların tek taraflı irade açıklamasını öngördüğü halde, söz konusu “hükmi reddin” sonuç doğurması için herhangi bir irade açıklaması, ya da dava yolu öngörmemiştir. Öyle ki; reddin kendiliğinden oluştuğu kabul edilip, mirasın açılması ile kendiliğinden mirasçılara intikal edeceği (TMK.m.599) yönündeki kurala bir istisna getirilmiştir…” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/ 5148 E., 2019/ 1126 K., 14.02.2019 T.)

Hükmi ret, karine olduğundan mirasın reddedilmiş sayılması için mirasçıların mirasın reddi yönünde beyanda bulunmalarına ya da dava açmalarına gerek yoktur. Kanunen aranan şartların mevcudiyeti halinde mirasçılar, ret beyanında bulunmalarına gerek kalmaksızın mirası reddetmiş sayılırlar. Hükmen ret için gerekli usul ve şartlar;

1-Tereke, borca batık olmalıdır: Ölüm tarihi itibariyle murisin tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları ise terekenin pasifini oluşturur. Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması, tekerenin ödemeden aczini ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir.

Terekenin borca batık olduğunun her türlü delille ispatlanabilmesi mümkündür. Ancak terekenin borca batık durumda olup olmadığının ispatı kapsamlı araştırma gerektirmektedir. Bu nedenle mirasçılar tarafından “terekenin borca batık olduğu yönünde” ileri sürülen beyanların SGK kayıtları, banka kayıtları, tapu kayıtları, vergi kayıtları gibi birçok objektif veri ile desteklenmesi gerekmektedir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulu 11.04.2018 tarihli bir kararında;

“…Yine Türk Medeni Kanunu’nun 605. maddesine göre, ölüm tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi, açıkça belli veya tespit edilmiş ise ancak o zaman miras reddedilmiş sayılacaktır. Ödemeden aczin varlığı ise mirasbırakanın ölüm tarihi itibari ile mal varlığındaki aktif ve pasiflerin net bir şekilde ortaya konulması ile tespit edilebilecektir. Nitekim bu yasal karine mirasbıranın mal varlığındaki pasif fazlalığının herkes tarafından biliniyor olması nedeni ile yasal veya atanmış mirasçıların borca batık olan bu mirası kabul etmeyecekleri yönündeki inançtan kaynaklanmıştır. Bu nedenle de borca batıklık bir başka anlatımla ödemeden aciz durumunun da her türlü delille ispat edilebileceği kabul edilmiştir. Mahkemece bir takım yerlere yazı yazılmış ise de, yapılan araştırmalar hüküm kurmaya elverişli nitelikte değildir. Böyle bir defi durumunda mahkemeye düşen iş, mirasbırakanın ölüm tarihindeki mal varlığının, terekesinin davalının ikamet ettiği ve nüfusa kayıtlı olduğu yerlerden kapsamlı ve objektif olarak araştırılması, tapu müdürlüklerinden, vergi dairelerinden, bankalardan, SGK Başkanlığı’ndan (Bağkur, SSK, Emekli Sandığı) maaşlarının bulunup bulunmadığının sorulması ve zabıta araştırması dâhil her türlü araştırma ile durumun teyid edilmesidir. Zira yapılacak olan bu araştırmalar hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğünün bir gereğidir…” (2017/ 438 E., 2018/ 770 K.)

ifadelerine yer vermiş; mirasbırakanın ödemeden aczinin tespitinde hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğünün gereği olarak kapsamlı ve ayrıntılı bir araştırmada bulunmasını takiben hasıl olacak sonuca göre karar vermesi gerektiğinin altını çizmiştir.

2-Terekenin aktif ve pasiflerinin belirlenmesinde, mirasbırakanın ölüm tarihi esas alınmalıdır: Terekenin borca batık olup olmadığı, mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle aktif ve pasiflerinin ele alınması neticesinde tespit edilecektir. Mirasbırakanın ölümünden sonra oluşan borçlar, terekenin aktif ve pasiflerinin belirlenmesinde ele alınmayacağı gibi tek başına hükmen ret sonucunu da doğurmayacaktır.

“…Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği icra dosyaları temin edilerek mirasbırakanın ölüm tarihi itibari ile toplam pasifi belirlenmelidir. Mirasbırakanın vergi borcunun kaynağı araştırılmalıdır. Öte yandan, mirasbırakanın ING Bank A.Ş. de hesabı bulunmaktadır. Mirasbırakanın ölüm tarihinden itibaren hesap hareketleri ve bakiye bilgisi temin edilerek mirasbırakanın ölüm tarihi itibari ile terekesinin aktifi ve pasifinin hesabında dikkate alınmalı ayrıca mirasçılar terekeyi kabul anlamına gelen işlerinin bulunup bulunmadığı denetlenmelidir…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2019/ 22 E., 2019/ 7395 K., 07.11.2019 T.)

3-Terekenin borca batık olduğunun açıkça belirli veya resmen tespit edilmiş olması gerekmektedir: Terekenin borca batık olması başlı başına hükmen red koşullarını sağlamada yeterli değildir. Bununla birlikte terekenin borca batık olduğunun açıkça belirli veya resmen tespit edilmiş olması gerekmektedir. Mirasbırakan hakkında alınan aciz vesikası veya iflas kararı, terekenin borca batık olduğunun tespitidir. Aynı şekilde mirasbırakanın aciz durumda olduğu çevresi, yakınları ve ilişki kurduğu diğer kişiler tarafından dahi bilinmekte ise terekenin borca batık olduğu hususunun açıkça belirli olduğunun kabulü gerekir.

4-Mirasçıların açık veya zımni olarak mirası kabul etmemiş olmaları gerekmektedir: Mirasın hükmen reddinde bir diğer önemli husus, mirasçının mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunmamasıdır. Nitekim TMK m. 610 hükmünde “tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçının” mirası reddedemeyeceği belirtilmiştir.

Türk Medeni Kanunu m. 610: “Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.

Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.

Zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebrî icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz.”

İlgili hüküm uyarınca; mirası kabul yönünde işlemlerde bulunan mirasçının mirasın reddini talep etmesinin mümkün olmadığı açıktır. Ancak mirasçılar tarafından gerçekleştirilen her işlemin mirasın kabulü yönünde yorumlanması mümkün değildir. Yargıtay kararları ile de netlik kazandığı üzere; mirasçıların murislerinin ölümünden sonra yasal yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla intikal ve veraset vergi beyannamesi vermeleri, haciz baskısı altına murise ait borçları ödemeleri veya terekenin tespiti davası ikame etmeleri mirasın kabulü yönünde değerlendirilemez. Mirasçılar tarafından gerçekleştirilen işlemlerin mirası kabul yönünde ele alınıp alınmayacağı hususu her işlem bakımından farklılık arz edecek olup burada esas önemli olan, mirasçının eylemlerinin terekenin olağan yönetimi kapsamında kalıp kalmadığının tespitidir. Terekenin olağan yönetimi kapsamında kalmayan işlemler mirası kabul olarak yorumlanacak ve mirasçıya tanınan mirasın reddi yönündeki hak ortadan kalkacaktır.

MİRASIN HÜKMEN REDDİ DAVASI

Hükmi ret, karine olduğundan mirasın reddedilmiş sayılması için mirasçıların mirasın reddi yönünde beyanda bulunmalarına ya da dava açmalarına gerek yoktur. Kanunen aranan şartların mevcudiyeti halinde mirasçılar, ret beyanında bulunmalarına gerek kalmaksızın mirası reddetmiş sayılırlar. Ancak hükmen ret şartlarının oluştuğunun ispatlanabilmesi adına dava açılmasında hukuki yarar vardır. Nitekim mirasın hükmen reddi yönünde ikame edilecek dava, terekenin tespitini sağlamakta ve  mirasbırakanın alacaklılarına karşı mirasçının borçlu olmadığını ortaya koyan bir güvence sağlamaktadır.

Mirasın hükmen reddi davası, kanuni veya atanmış mirasçılar tarafından tereke alacaklılarına karşı ikame edilir. Davanın tereke alacaklılarının tamamına değil, herhangi birine karşı yöneltilmesi mümkündür. Ancak davanın hasımsız açılması mümkün değildir. Davanın hasımsız açılması halinde mahkeme tarafından davacı tarafa tereke alacaklılarını hasım göstermesi için süre verilifr.

“…Hükmen red talebinde dava, alacaklılar hasım gösterilerek açılır. Mahkemece davanın alacaklılara yöneltilmesi için davacılara önel verilmesi gösterdikleri takdirde taraf delillerinin toplanması, değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yasal koşul yerine getirilmeden davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2007/ 20154 E., 2009/ 4738 K., 16.03.2009 T.)

Davanın ikamesi bakımından herhangi bir süre şartı öngörülmemiştir. Mirasçıların, alacaklılara karşı ikame edecekleri tespit davası ile terekenin borca batık olduğunun tespitini istemeleri her zaman mümkündür.

“…Türk Medenî Kanununun 605/1. maddesinde “gerçek ret”, 605/2. maddesinde ise “hükmen ret” düzenlenmiştir. TMK’nın 605/1. maddesi uyarınca miras ancak üç ay içinde reddolunabilir. (TMK m. 606) “Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” Bu hüküm çerçevesinde, mirasın hükmen reddi bir süreye tabi olmayıp, mirasçılar, alacaklılara karşı açacakları tespit davası ile terekenin borca batık olduğunun tespitini her zaman isteyebilecekleri gibi, mirasçılara karşı açılacak davada defi olarak da her zaman terekenin borca batık olduğu ileri sürülebilecektir…” (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2021/ 3203 E., 2021/ 3169 K., 23.03.2021 T.)

 Miras bırakanın ödemeden aciz halde bulunduğunun ispatı davacı yan üzerindedir. İspat koşullarının sağlanması için miras bırakanın aktif ve pasif malvarlıklarının belirlenmesi bu doğrultuda belediye, vergi dairesi, banka, tapu ve kadastro müdürlüğü ve diğer kurum kuruluşlar nezdinde araştırma yapılması gerekmektedir. Yapılacak araştırma neticesinde miras bırakanın aktif ve pasif malvarlığı belirlenecek; terekenin borca batık olup olmadığı hususu netlik kazanacaktır.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

İşbu davalar bakımından görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri, yetkili mahkeme ise davalı tereke alacaklısının davanın açıldığı esnadaki yerleşim yeri mahkemesidir.

KONUYA İLİŞKİN KARARLAR

“…Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605). Murisin ödemeden aczi ölüm tarihine göre belirlenir. Ölüm tarihi itibariyle, mirasbırakanın tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları ise terekenin pasifini oluşturur. Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması; terekenin ödemeden aczini ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir (TMK m. 605/2). Ancak, tereke borca batık olmasına rağmen; Türk Medeni Kanununun 610/2. maddesinde açıklanan şekilde tereke işlemlerine karışan, tereke mallarını gizleyen veya kendine maleden mirasçı, mirası reddedemez. Somut olayda; murise ait … … Şubesi hesap ekstresinde davacılardan …’in hesap işlemlerinde bulunduğundan terekeyi benimseyen davranışlarda bulunduğu tespit edildiği, diğer davacıların ise terekeyi benimsediklerine dair bir bulguya rastlanılmadığından davacı … dışındaki davacıların davasının reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2018/ 744 E., 2018/ 6193 K., 01.10.2018 T.)

“…Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve taktirde bir isabetsizlik bulunmadığına, açtığı dava reddedilen davacılar miras bırakanın bağ-kur sigortalısı olduğu ve sigorta prim borcu bulunduğu ve bunun terekeye eklenmesi halinde terekenin pasifinin aktifinden fazla olacağı ve bu durumda hükmen red kararı verilmesi için yeterli olacağını ileri sürmüşlerse de; ölenin bağ-kur prim borçları terekesine dahil olmayıp sadece ölenin mirasçılarından bağ-kur sigortası nedeniyle gelir bağlanması ve yardım yapılması için …’ya başvuru halinde ödenmesi gereken Borçlar Hukuku anlamında bir külfet (yüküm) olduğuna, ölenin sigorta prim borçlarının bu niteliği gereğince hak sahipleri …’ya gelir bağlanması ve yardım yapılması için başvurmadığı sürece kendilerinden istenmesi de mümkün olmadığına, bu nedenle davacıların ölenin mirasçılarının bağ-kur prim borçlarının terekenin pasifine eklenmesi talebi yerinde olmadığına, Mahkemece miras bırakanın terekesinin aktifinin pasifinden fazla olduğu usulünce yapılan araştırmayla saptanmış olmasına göre yerinde bulunmayan davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA…” (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2013/ 19830 E., 2014/ 21562 K., 24.11.2014 T.)

“…Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605). Murisin ödemeden aczi ölüm tarihine göre belirlenir. Ölüm tarihi itibariyle, mirasbırakanın tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları ise terekenin pasifini oluşturur. Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması; terekenin ödemeden aczini ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir (TMK m. 605/2). Ancak, tereke borca batık olmasına rağmen; Türk Medeni Kanununun 610/2. maddesinde açıklanan şekilde tereke işlemlerine karışan, tereke mallarını gizleyen veya kendine maleden mirasçı, mirası reddedemez. Somut olayda; murise ait … … Şubesi hesap ekstresinde davacılardan …’in hesap işlemlerinde bulunduğundan terekeyi benimseyen davranışlarda bulunduğu tespit edildiği, diğer davacıların ise terekeyi benimsediklerine dair bir bulguya rastlanılmadığından davacı … dışındaki davacıların davasının reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2018/744 E., 2018/ 6193 K., 01.10.2018 T.)

“…Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı yasal mirasçılardan bir kısmı olan davalılar hakkında, mirasen intikal eden borçlardan sorumluluk hükümlerine göre işbu davayı açtığı, davalı-mirasçılardan …’nın Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde murisi …i’nin terekesinin borca batık olduğunu iddia ederek İş Bankası aleyhine hükmen reddin tespiti için dava açtığı ve yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin 18.01.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığı, mirasın reddi hükümlerinden faydalanan yasal mirasçılar, miras bırakanın borçlarından sorumlu tutulamayacağı, terekenin borca batık olduğunun tespiti müstakil bir davayla istenebileceği gibi açılmış bir davada da savunulabileceği, somut olayda, her ne kadar … haricindeki diğer davalı-mirasçılar hükmen red için dava açmamış ise de terekenin borca batık olması gerçeği, davanın reddi savunması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bir kısım mirasçıların mirasın reddi hükümlerinden faydalanması karşısında aynı murisin diğer mirasçılarının bundan ayrı tutulması hakkaniyete de uygun düşmeyeceği, gerekçesi ile vefat eden kredi borçlusu …i’nin terekesiyle ilgili olarak Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/311 esas 2012/401 karar sayılı ilamında terekenin borca batık olduğunun tespitine karar verildiği ve bu kararın tüm mirasçıları etkileyecek nitelikte olduğu dikkate alınarak bu murisin mirasçıları hakkında açılan alacak davasının reddine, karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir…davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA….” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/ 18050 E., 2014/ 7308 K., 14.04.2014 T.)

“….Davacı Kurum, davalının, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu sigortalısı olan, ölen annesi nedeniyle, davalıya 15.02.1991 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlandığını; davalının, 01.09.1979-01.05.1989 tarihleri arasında Bağ-Kur hizmeti bulunduğunu, 30.01.1999 tarihinde tahsis talebine istinaden emekli olduğunu ileri sürerek, davalının ölen annesinden aldığı ölüm aylıklarına ilişkin haksız ödemenin tahsiline yönelik itirazın iptali isteminde bulunmuştur. Mahkemece uyulan bozma ilamında “Somut olayda; davalının 01.08.1957 – 02.01.1962 tarihleri arasında 506 sayılı Kanuna tabi 1388 gün sigortalılığı ile 01.09.1979–30.01.1991 tarihleri arasında ev kadını olarak isteğe bağlı 1479 sayılı Kanuna tabi 4109 gün sigortalılığına binaen yaşlılık aylığı tahsis koşullarının oluşması nedeniyle 2829 sayılı Kanunun 8. maddesinin birinci fıkrası gereğince 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre 01.02.1991 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Davalının, annesi üzerinden 506 sayılı Yasa uyarınca ölüm aylığı bağlanırken verdiği imzasını içerir beyan ve taahhüt belgesinde; “Sosyal Sigortaya veya çeşitli …..tabi yaşlılık aylığı alması halinde derhal Kuruma bildireceğine” ilişkin taahhütte bulunmasına rağmen; davalının, içerisinde 506 sayılı Kanununa tabi zorunlu sigortalı olarak çalışma günlerinin de dahil edilerek 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre yaşlılık aylığı bağlandığını, Kuruma bildirmemesi karşısında, davalının, 5510 sayılı Yasanın 96/a maddesindeki düzenleme uyarınca on yıllık sürede yapılan ödemeleri iadeyle yükümlü bulunmaktadır.” şeklinde bozma nedenleri belirtilmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama sürecinde, davalı …’ün vefat etmesi üzerine mirasçıların davaya dahil edildikleri, karar duruşması öncesinde; davaya dahil edilen davalı vekilleri tarafından mahkeme ve dosya numarası da belirtilmek suretiyle mirası hükmen red davası davası açtıklarının beyan edildiği, sonucunun beklenilmesi talebinde bulundukları, mahkemece, davalı vekilinin beyanı doğrultusunda araştırma yapılmaksızın mirasın reddi davası sonucu beklenilmeden karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, mirasın reddi davasının sonucu beklenmeli, sonucuna göre karar verilmeli, mirasın reddi davasının reddi halinde davalılar aleyhine icra inkar tazminatına da hükmedilmek suretiyle mevcut şekilde karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2017/ 4339 E., 2017/ 8085 K., 20.11.2017 T.)

“…Mirası hükmen red etmiş sayılan kişi, tereke alacaklıları aleyhine husumet yönelterek bu durumun tespitini isteyebileceği gibi, bunu def’i yolu ile de ileri sürebilir. Somut olayda, mirasçılar icra takibine yaptıkları itirazda def’i yolunu tercih etmişlerdir. İşte bu halde mirasın reddedilmiş olduğunun kabulü gerekir. Mirasın hükmen reddinin her türlü delil ile ispatı mümkündür. Terekenin borca batık olduğunun tespitine karar verilebilmesi için; mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle terekenin aktif ve pasifinin belirlenerek, tereke pasifinin aktifinden fazla olması yanında; mirasçıların terekeye sahiplenme anlamına gelecek hukuksal bir işlemde bulunmamış olması da gereklidir. Somut olayda; Iğdır Tapu Müdürlüğü’nün yazısına göre mirasbırakanın üzerinde tapu kaydı vardır. Buna göre; terekeye mümessil tayin edilmek üzere davacıya süre verilmeli ve terekenin M.K 605 ve devamı maddesi uyarınca iflas hükümlerine göre tasfiyesi sağlanması gerekirken, yazılı şekilde hüküm verilmiş olması doğru değil, bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2016/ 6314 E., 2016/ 6438 K., 26.05.2016 T.)

“…Somut olayda, borçlu konumundaki …. davadan önce ölmüş ve dava mirascıları aleyhine açılmış, davalı borçlu konumundaki ….. mirascı olarak def’i yolu ile mirası red ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Açılan bu davada miras bırakanın ödemeden aczinin açıkça belli olduğunu dile getirmişlerdir. Bu halde mirasın reddedilmiş olduğunun kabulü gerekir. Dosya içeriğinden, miras bırakanın taşınır, taşınmaz hiçbir malı olmadığı yani miras bırakanın aciz hali sabittir. Karinenin doğruluğu somut olayda saptanmış olup, aksi davacı tarafından ispat edilememiştir.(HGK 14.3.2001 tarih ve 2001/2-220 E, 240 ,2008/4-332 E, 2008/336 sayılı kararları da bu doğrultudadır) Mirası red eden mirasçılara husumet yöneltilemez. Taraf teşkili davanın görülebilme koşullarından olup, re’sen nazara alınması gerekir. Ayrıca taraf teşkili sağlanmadığı sürece işin esasına girme olanağı da yoktur. H.G.K 3.7.2002 tarih 15/572-577 sayılı kararıyla sözü edildiği gibi taraf teşkilinin sağlanması amacıyla Türk Medeni Kanununun 612. maddesinde belirtildiği üzere en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan mirasın, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edileceğinin nazara alınması ve bu tasfiyeye ilişkin yasal prosedürün sonucunun beklenmesi, tasfiye sonuçlandırıldığında da mirası reddedilen borçlu için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilcinin davaya katılımı suretiyle taraf teşkilinin sağlanması ve tüm delillerinin toplanıp sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…” (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2015/ 12195 E., 2018/ 87 K., 16.01.2018 T.)

Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK