
MİRASIN KAZANILMASI
Mirasın kazanılması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi ile düzenleme altına alınmıştır. İlgili kanun maddesinde;
Türk Medeni Kanunu m. 599: “Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.
Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.
Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler.”
ifadelerine yer verilmiş; mirasın, miras bırakanın ölümü ile birlikte bir bütün olarak mirasçılara geçeceği belirtilmiştir.
İlgili kanun hükmü ele alındığında; miras hukuku bakımından iki temel ilkenin benimsendiği görülmektedir. Bunlar “kendiliğinden ilkesi” ve “külli halefiyet ilkesi” dir. Kendiliğinden ilkesi; mirasın, miras bırakanın ölümü ile birlikte mirasçılar tarafından herhangi bir irade açıklamasına veya hukuki işleme gerek kalmaksızın kazanılmasını ifade eder. Külli halefiyet ilkesi ise bir malvarlığının, hem aktif hem de pasifleri ile birlikte tek bir hukuki işlemle bir kimseden başka bir kimseye geçmesidir. Külli halefiyet ilkesi uyarınca; mirasçılar, miras bırakanın yalnızca hak ve alacaklarını (aktif malvarlığı) değil aynı zamanda borçlarını (pasif malvarlığı) da devralırlar ve miras bırakanın borçlarından dolayı yalnızca tereke ile değil kendi kişisel malvarlıkları ile de sorumlu hale gelirler.
Mirasın külli halefiyet ilkesi gereği borçlarıyla birlikte kendiliğinden kazanılması, terekenin borca batık durumda olması halinde mirasçılar bakımından ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle kanun koyucu mirasçıları korumak ve doğabilecek ağır sonuçları önleyebilmek adına Türk Medeni Kanunu m. 605 vd. hükümlerinde “Reddi Miras” kurumunu düzenlenmiştir. İlgili düzenleme ile mirasçılara, kanunda öngörülen usul ve şartlara uygun olarak mirası reddetmeleri halinde bu sorumluluktan kurtulma imkanı tanınmıştır.
MİRASIN REDDİ
Mirasın reddi kurumu, Türk Medeni Kanunu m. 605- 618 hükümleri arasında düzenleme altına alınmıştır. İlgili düzenlemede yasal ve atanmış mirasçıların mirası reddedileceği veya ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise mirasın reddedilmiş sayılacağı ifade edilmiştir. (TMK m.605)
Türk Medeni Kanunu m. 605: Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.
Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.
Kanun metninden açıkça anlaşıldığı üzere; mirasçıların mirası iki şekilde reddetmesi mümkündür. İlki yasal ve atanmış mirasçıların mirası kendi istek ve arzusu doğrultusunda reddetmesi (gerçek ret) bir diğeri ise ölümü itibariyle miras bırakanın ödemeden aczinin açıkça belli veya resmen tespit edilmesi halinde mirasın reddedilmiş sayılması (hükmen ret) halidir. İşbu yazımızda mirasın reddi (gerçek ret) şartları, yasal süreler, iptali ve uygulamadaki yeri ele alınacaktır.
MİRASIN REDDİNE İLİŞKİN USUL ve ŞARTLAR
Kanun koyucu tarafından mirasçıların korunması ve doğabilecek ağır sonuçların önlenmesi amacıyla reddi miras düzenlemesine yer verilmişse de mirasın reddi yönünde mirasçılara tanınan bu hak, mutlak nitelikte olmayıp belirli usul ve şartlara bağlanmıştır. İşbu usul ve şartlar:
1-Mirasçıların mirasın reddine ilişkin beyanlarını kayıtsız ve şartsız olarak mirasbırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine bildirmeleri gerekmektedir:Mirasın reddi yönündeki beyan, herhangi bir şekil şartına tabi kılınmamıştır. Mirasçının sözlü veya yazılı beyanda bulunmuş olması yeterlidir. Ancak reddin geçerli olabilmesi için kayıtsız ve şartsız olması zorunludur.
Red talebinin kayıtsız şartsız olmasının tek istisnası TMK m. 614’ de düzenleme altına alınan sonradan gelen mirasçı lehine mirasın reddi halidir.
Türk Medeni Kanunu m. 614: “Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.”
2-Mirasçılara tanınan reddi miras hakkı, TMK m. 606 uyarınca üç aylık süreye tabi kılınmıştır. Kanunen öngörülen işbu süre hak düşürücü niteliktedir. Dolayısıyla yasal süresi içerisinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olacaktır. (TMK m. 610)
Sürenin başlangıç tarihi, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri, vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihtir. Önemli sebeplerin varlığı halinde sulh hakimi tarafından yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış olan ret süresinin uzatılabilmesi veya yeni bir süre tanınabilmesi mümkündür. (TMK m. 615)
Türk Medeni Kanunu m. 615: “Önemli sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış olan ret süresini uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir.” Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi ise, yasal ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlar. (TMK m. 607)
Türk Medeni Kanunu m. 607:“Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlar.”
Mirasçının mirası reddetmeden önce ölmesi halinde; ret hakkı, kendi mirasçılarına geçmektedir. Bu durumda ilgili mirasçılar için ret süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın geçtiğini öğrendikleri tarihten itibaren başlar. Ancak bu süre, kendilerinin mirasbırakanından geçen mirasın reddi için mirasçıya tanınan süre dolmadıkça sona ermez. Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için ret süresi, önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten işlemeye başlar. (TMK m. 608)
3-Söz konusu hakkın kullanımı ile birlikte mirasçılık hakkı da ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle mirası reddetmek isteyen mirasçının fiil ehliyetine sahip olması gerekmektedir. Red beyanı fiil ehliyeti gerektirdiğinden fiil ehliyeti olmayan veya sınırlı olan kişiler bakımından ise mirasın reddi, özel usullere tabi tutulmuştur.
“…Davacı …, kendisine asaleten, vasisi bulunduğu …’a vesayeten mirasın reddinin tescilini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, müdahil …. temyiz etmiştir. Adına mirasın reddi istenen … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1361 Esas sayılı kararı ile kısıtlanmış olup … kendisine vasi tayin edilmiştir. Mirasın kabul veya reddi veya bir miras mukavelesi akti, vesayet makamının kararı alındıktan sonra denetim makamının izinine tabidir (MK m. 406/5, TMK m. 463/5). Vasi … tarafından öncelikle mirasın reddi ile ilgili dava açması konusunda vesayet makamından ve denetim makamından izin alınması daha sonra taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2015/ 2336 E., 2015/ 5277 K., 11.05.2015 T.)
“…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan herkes davada taraf ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanunun 51. maddesine göre de, dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. Türk Medeni Kanununun 9. maddesine göre, fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir. Aynı Kanunun 10. maddesine göre de ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.01.1976 günlü ve 477/12 sayılı kararına göre, davada taraf olma ehliyeti, medeni haklardan yararlanma hakkının bir sonucudur. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; muris …’in 03.07.1976 tarihinde öldüğü, 07.05.1957 doğum tarihli davacı …’in mirasın reddinin tespiti istenen 27.08.1976 tarihinde ve karar tarihi olan 27.01.1977’de ergin olduğu, başka bir ifadeyle davada taraf ehliyetine sahip olduğu görülmüştür. Gerekçeli kararda, davanın adı geçen davacıya velayeten annesi … ve babası … tarafından açıldığı belirtilmiştir. Dava tarihinde ergin olan davacı …’in velisi sıfatıyla anne ve babasının adına dava açmaları mümkün olmadığından ve dosyanın imha edilmesi nedeniyle davacıya gerekçeli kararın tebliğ edilip edilmediği denetlenemediğinden mirasın hükmen reddine ilişkin 27.01.1977 tarihli kararın hükmü temyiz eden davacı yönünden kesinleştiğinden bahsedilemez. Bu nedenle, davacı …’in temyiz talebinin süresinde olduğu kabul edilerek mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin 25.02.2019 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilerek…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2019/ 2332 E., 2021/ 3462 K., 25.05.2021 T.)
RET HAKKINI ORTADAN KALDIRAN DURUMLAR
Mirasçılara tanınan mirasın reddi yönündeki hak, mutlak nitelikte olmayıp belli durumların mevcudiyeti halinde hakkın ortadan kalkması mümkündür. Türk Medeni Kanunu m. 610 hükmünde ret hakkını ortadan kaldıran durumlar belirtilmiştir.
Türk Medeni Kanunu m. 610: “Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur. Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez. Zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebrî icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz.”
Kanun hükmünde de açıkça belirtildiği üzere; mirasın reddi yönünde mirasçılara tanınan üç aylık süre hak düşürücü nitelikte olup işbu süre zarfında mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur. Üç aylık sürenin bitiminden sonra mirasın reddinin talep edilebilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde ret süresi sona ermeden tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan, tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçının mirası reddetmesi mümkün değildir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 10.04.2017 tarihli bir kararında;
“Ancak, tereke borca batık olmasına rağmen Türk Medeni Kanununun 610/2. maddesinde açıklandığı şekilde tereke işlemlerine karışan, tereke mallarını gizleyen veya kendine maleden mirasçı, mirası reddedemez. Davacıların murislerinin ölümünden sonra yasal yükümlülüklerini yerine getirerek veraset ve intikal vergisi beyannamesini vermiş olmaları mirası kabul anlamında yorumlanamaz. Bu durumun davanın reddi gerekçesi olarak değerlendirmesi ve yazılı şekilde hüküm kurması doğru değildir.” (2015/ 18340 E., 2017/ 2896 K.)
ifadelerine yer vermiş; veraset ve intikal vergi beyannamesi verilmesi yönündeki işlemlerin mirasın kabulü anlamına gelmeyeceği dolayısıyla da mirasın reddine engel teşkil etmeyeceğini belirtmiştir. Yine Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 07.12.2015 tarihli bir kararında; mirasçının kendisine yönelik haciz baskısı altında murise ait bir borcu ödemiş olmasının tereke işlemlerine karışma olarak kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir.
“…Türk Medeni Kanununun 610/2. maddesinde açıklanan şekilde tereke işlemlerine karışan, tereke mallarını gizleyen veya kendine maleden mirasçı, mirası reddedemez. Mirasçının kendisine yönelik haciz baskısı altında murise ait bir borcu ödemiş olması 4721 sayılı TMK’nın 610/2 maddesinde belirtilen tereke işlemlerine karışma olarak kabul edilemez. Somut olaya gelince; Milas 2. İcra Müdürlüğünün 2011/6713 sayılı icra takip dosyasında alacaklı … tarafından aralarında davacı …’in de bulunduğu muris … mirasçıları aleyhine 1.368,97 TL alacak için ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibe konu alacağın davacı … tarafından kendisine yönelik haciz tehditi altında ödenerek kapatıldığı anlaşılmıştır. Davacının söz konusu borcu kendisine yönelik haciz tehditi ve baskısı altında ödediği dikkate alınarak, yapılan ödemenin tereke işlemlerine karışma olarak nitelendirilemeyeceği gözetilmeden…” (2015/ 15197 E., 2015/ 11275 K.)
Aynı şekilde 22.09.2010 tarihli Hukuk Genel Kurulu Kararında terekenin tespiti yönünde ikame edilen davaların, mirasın kabulü anlamına gelmeyeceği, TMK m. 610 hükmü çerçevesinde ele alınmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir. (Hukuk Genel Kurulu, 2010/ 379 E., 2010/ 413 K.)
İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
“…Somut olayda; 13.11.2012 tarihli ön inceleme duruşmasında davacı vekiline muris adına kayıtlı araçların bulunduğu yeri bildirmesi amacıyla 2 haftalık süre verilmiş, davacı vekilinin 22.11.2012 tarihli dilekçesinde muris adına kayıtlı araçlarının tümünün hurda niteliğinde olup bu şekilde hurda olarak parça parça satıldığını, bu sebeple araçların yerinin bildirilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Anılan dilekçeyle davacının terekeyi sahiplendiği anlaşıldığından, davanın TMK 610/2. maddesi gereğince reddedilmesi gerekirken mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2016/ 3693 E., 2018/ 8305 K., 27.11.2018 T.)
“…TMK’nin 610/2. maddesinde; “Ret süresi sona ermeden tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı, mirası reddedemez.” hükmü yer almaktadır. Somut olayda; 14.03.2012 tarih ve 826 sayılı … Sicili Gazetesi’nin 551. sayfasında, … İnş. Pet. Nak. Tur. San. Tic. Ltd. Şti’nin 06.03.2012 tarihli ortaklar genel kurulu toplantısında muris …’e ait hisselerin davacı olan mirasçılara devri, şirket tasfiyesinin sonu ve şirket feshi hakkında karar alındığının ilan edildiği görülmektedir. Anılan işlemle davacıların terekeyi sahiplendiği anlaşıldığından, davanın TMK 610/2. maddesi gereğince reddedilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabul edilmesi doğru değildir…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2016/ 8851 E., 2019/ 3003 K., 02.04.2019 T.)
MİRASIN REDDİNİN SONUÇLARI
Miras, mirasçıların tamamı tarafından reddedilebileceği gibi bir kısmı tarafından da reddedilebilir. Mirasın reddi halinde doğabilecek sonuçlar ise mirasın mirasçıların bir kısmı veya tamamı tarafından reddedilmesi haline göre farklılık arz edecektir. Mirasın reddi halinde doğabilecek olası sonuçlar;
1-Mirasın yasal mirasçılardan biri tarafından reddedilmesi: Eğer miras yasal mirasçılardan biri tarafından reddedilirse, mirası reddeden mirasçının payı miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer. Eğer mirası reddeden kişi atanmış mirasçı ise mirasçının payı, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçısına geçer.
2-Mirasın en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddedilmesi: En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.
3-Altsoyun tamamının mirası reddetmesi: Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan eşe geçer.
4-Sonra gelen mirasçılar yararına ret: Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar. Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.
5-Vasiyetnamenin reddi: Vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi hâlinde, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, bu redden vasiyet yükümlüsü yararlanır.
MİRASIN REDDİ HALİNDE SORUMLULUK
TMK m. 618 uyarınca; mirası reddeden mirasçılar, mirasbırakanın ödemeden aciz içerisinde olması durumunda mirasbırakanın alacaklılarına karşı mirasbırakanın ölümünden 5 yıl içerisinde ondan aldıkları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumludurlar.
Türk Medeni Kanunu m. 618: “Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar.
Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz, bu sorumluluğun dışındadır.
İyiniyetli mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri ölçüsünde sorumlu olurlar.”
Söz konusu sorumluluk şu hallerde doğmaktadır:
- Miras açılmış olmalı ve mirasçı mirası yasal süresi içerisinde reddetmiş olmalıdır.
- Mirasın açıldığı tarihte mirasbırakan ödemeden aciz halde bulunmalıdır.
- Mirası reddeden mirasçı, mirasbırakan ölmeden önceki son beş yıl içerisinde geri vermekle yükümlü olduğu bir kazanç elde etmiş olmalıdır.
ALACAKLILARIN KORUNMASI
Terekenin borca batık durumda olması halinde, mirasçılar bakımından ağır sonuçlar doğurabileceği açıktır. Mirasın reddi kurumu ile mirasçılara ağır sonuçlardan kurtulma imkanı tanınmış; ilgili düzenleme ile alacaklıların, hak ve alacaklarından ötürü mirası reddetmiş olan mirasçılara karşı alacağını ileri sürme imkanı ortadan kaldırılmıştır. Ancak mirasçılara tanınan bu hakkın, dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılması gerekmektedir. Nitekim kanun koyucu mirasçılara tanınan bu hakkı mutlak nitelikte kılmamış; TMK m. 617 düzenlemesi ile alacaklıların alacağının tahsilinin önüne geçmek gibi amaçlarla gerçekleştirilen ve hakkın kötüye kullanımına sebebiyet veren mirasçıların, mirasın reddi yönündeki işlemlerinin iptalinin mümkün olduğunu belirtilmiştir. İlgili kanun maddesi;
Türk Medeni Kanunu m. 617:“Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler.
Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir.
Bu suretle tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey düşerse bundan, önce itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları ödenir. Arta kalan değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan yararlanacak olan mirasçılara verilir.”
Kanun düzenlemesi uyarınca; mirasçının sırf kendi alacaklısının alacağının önüne geçmek kaydıyla mirası reddetmesi halinde alacaklıya altı ay içerisinde reddi miras işleminin iptalini talep etme hakkı tanınmıştır. Kanunen öngörülen altı aylık süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin başlangıç tarihi mirasçının mirası reddettiği ve bu hususun özel kütüğe kaydedildiği tarihten itibarendir. Görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemeleri’dir.
“…Dava konusu olayda ise; davalı mirasçı, 07.03.2018 tarihinde mirasın reddi beyanında bulunmuş ise de mirasın reddi beyanının tespit ve tesciline ilişkin karar 21.06.2018 tarihinde verilmiştir. Aynı şekilde 21.06.2018 tarihli karar ile “…TMK’nun 609. ve Tüzüğün 39. maddeleri uyarınca red beyanının özel kütüğe işlenmesine,..” karar verilmiştir. 6100 sayılı Kanun’un 28. maddesindeki aleniyet ilkesi uyarınca, Mahkemece mirasın reddi beyanının tespiti ile özel kütüğe tesciline karar verilmediği sürece mirasın reddine ilişkin beyan aleniyet kazanamaz. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 2013/148 Esas, 2014/62 Karar sayılı kararında da; 4721 sayılı Kanun’un sisteminin “ret tarihi”nin mirasın ret beyanın sulh hâkimine ulaşmasıyla tutanakla tespiti ile özel kütüğe tescil edilmekle alacaklılar tarafından mirasın ret beyanın derhal öğrenilebilme imkânını tanıdığı, alacaklıların sulh hukuk mahkemesi nezdinde yapacakları girişim ile mirasın reddi beyanın öğrenme imkanına sahip olduklarını belirtilmiştir. Bu durumda 4721 sayılı Kanun’un sistemi de nazara alındığında alacaklı için mirasın reddedildiğinin bilinebilme imkânı ancak kütüğe bu hususların yazılması ile mümkündür. Tüm bu açıklamalara göre, 4721 sayılı Kanun’un 617. maddesindeki 6 aylık hak düşürücü sürenin, mirasın reddinin özel kütüğe kaydedilmesi tarihinden itibaren başlayacağı gözetilmeksizin, mirasın reddi davasının açıldığı tarih esas alınarak, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…” (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2024/ 3306 E., 2025/ 1660 K., 25.03.2025 T.)
GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
Mirasın reddi istemi, mirasın açıldığı yerin sulh hukuk mahkemesinde mirasçı tarafından sözlü veya yazılı beyanla yapılabilir. Buradaki yetki kesin olup, miras bırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkili mahkemedir.
KONUYA İLİŞKİN DİĞER KARARLAR
“…Dava, mirasın reddi istemine ilişkindir. Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesince, miras bırakanın nüfus kayıtlarına ve kolluk araştırmasına göre vefatından önceki yerleşim yerinin “Gümbet Mah. … Sokak No:… … No:3 …/…” olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Bodrum 2. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından ise uyuşmazlıkta kesin yetkili kuralı bulunmadığı gerekçesiyle yetkisizlik yönünde hüküm kurulmuştur. Dava, murisin ölümü ile açılan mirasın kayıtsız şartsız reddedildiğinin tespitine yönelik “mirasın reddi” davasıdır. (TMK’nın 605. maddesi) Bu dava, miras bırakanın ölmeden önceki son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesinde görülecektir. Murisin adrese dayalı nüfus kayıt sistemi bilgilerine ve 16.09.2015 tarihli kolluk araştırmasına göre ölmeden önceki son yerleşim yerinin “… Mah. … Sokak No:…… No:3…/…” olduğunun anlaşılmasına göre, uyuşmazlığın Bodrum 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir…” (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 2016/ 1003 E., 2016/ 3179 K., 14.03.2016 T.)
“….Davacılar, muris muvazaasına dayanan iptal ve tescil, bunun kabul edilmemesi halinde tenkis isteğinin yanında, mirası kayıtsız şartsız reddettiklerine dair reddin tespit ve tesciline ilişkin Ereğli Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.03.2008 tarihli kararının, davalılar tarafından yanıltıldıklarından bahisle iptalini de talep etmişlerdir. Davacılar ile davalıların mirasbırakanın 26.12.2007 tarihinde öldüğü, eşi G. dahil, en yakın yasal mirasçılarının tamamının mirası reddettikleri, Ereğli Sulh Hukuk Mahkemesince 13.03.2008 tarihinde reddin tespit ve tesciline karar verildiği görülmektedir. Mirasın reddiyle mirasçılar, bu sıfatlarını mirasın açıldığı tarihten itibaren kaybederler. Davacıların, muris muvazaasına dayanan iptal ve tescil, bunun kabul edilmemesi halinde tenkis isteğine ilişkin davalarının görülebilmesi için mirasçı olmaları gerekir. Mirasçılık sıfatlarını ortadan kaldıran mirasın reddi kararı iptal edilmedikçe, bu isteklerinin incelenmesi hukuken mümkün değildir. O halde, mirasın reddi kararının iptali davası ile mirasçılık sıfatlarına dayanılarak açılan “muris muvazaası sebebiyle iptal ve tescil olmadığı takdirde tenkis” isteğine ilişkin davanın birlikte görülmesine olanak yoktur. Bu ikincisinin görülebilmesi, ret kararının iptal edilmiş olması halinde mümkündür. O halde mirasın reddi kararının iptaline ilişkin talebin, diğer davadan tefrik edilip, ayrı bir esasa kaydedilmesi, diğer davanın ret kararının iptali davasının sonucuna karar bekletilmesi doğru olur. Bu yönde işlem yapılması, mirasın reddi kararının iptali isteği, irade fesadı (yanıltma) iddiasına dayandığına göre, tarafların buna ilişkin delillerinin toplanması, öncelikle reddin iptali davasının sonuca bağlanması, olumlu sonuçlanması halinde diğerinin görülmesi gerekirken, bu yönde işlem yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/ 25818 E., 2013/ 18949 K., 04.07.2013 T.)
“…Davacı vekili tarafından davacı …’a ilişkin 01853 yevmiye numaralı ve 11.02.2016 tarihli mirasın reddi yetkisini içeren vekaletname sunulmuştur. TMK’nun velayet, vesayet ve miras hükümlerinin uygulanmasına ilişkin Tüzüğün 39/2. fıkrası gereğince mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname sunulması zorunludur. Davacı …’nin mirasın reddi yetkisini içerir vekaletnamesine dosyada rastlanmadığından Dairemizce 14.11.2016 tarihinde mahalline iade kararı verilmiş, ancak gönderilen vekaletnamenin davacı …’ye ilişkin değil, …’a ait olduğu anlaşılmıştır. Böylelikle, 14.11.2016 tarihli ve 17.12.2015 tarihli mahalline iade kararlarının gereği yerine getirilmemiş olduğundan bir daha yazışmaya sebebiyet verilmemesi için, mahalline iade kararının özenle okunması, …’nin özel yetkili vekaletnamesinin ilgilisinden temin edilmesi için gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının hatırlatılarak tebligat yapılması ve daha sonra Dairemize gönderilmesi için dosyanın MAHALLİNE İADESİNE, 02.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi…” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2017/1006 E., 2017/ 3586 K., 02.05.2017 T.)
“…Davacılar, velayetleri altında olan 22.10.2013 doğumlu ….’ın büyükbabası …’nın 18.12.2013 tarihinde vefat ettiğini, murisin mirasının reddi için … 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/455 esas sayılı dosyası ile dava açıldığını,küçük… adına mirası reddedebilmek için mirasın reddi davasında sunulmak üzere taraflarına yetki ve izin verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Mahkemece “ mirastaki sıra düşünüldüğünde küçük ile mirasbırakan arasında babası ve babaannesinin bulunduğu ve her ikisinin de sağ olduğu, küçüğün mirasbırakanın yasal ve atanmış mirasçısı olmadığı “gerekesiyle mirasın küçük adına reddi için yetki verilmesine yönelik davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Mirasın reddine ilişkin … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/455 esas sayılı dosyası incelendiğinde baba …, Babaanne… ile küçük… adına velayeten davacıların da mirasın reddi talebinde bulundukları, mahkemenin küçük… yönünden işlem yapılabilmesi için davacılara yetki ve izin alınması için süre verildiği anlaşılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 426/2. maddesine göre bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün ve kısıtlının menfaati çatışırsa vesayet makamının ilgisinin isteği üzerine veya resen temsil kayyımı atanması gerekmektedir. Mirasın reddi davasında davacıların hukuki yararı ile küçüğün hukuki yararı çatışmaktadır. Açıklanan yön nazara alınmadan hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/ 8868 E., 2016/ 11802 K., 16.06.2016 T.)
“…Talep, mirasçılık belgesi verilmesi isteğine ilişkindir. Talep eden vekili, İstanbul Anadolu 20. Sulh Hukuk Mahkemesi 2015/259 Esas sayılı dosyada aldığı yetkiyle miras bırakan …’in öldüğünü, mirasbırakana ait mirasçılık belgesi verilmesini istemiştir. Mahkeme, miras bırakanın mirasçılarından eşi … ve çocukları … ve … tarafından mirasın reddedildiğinden bahisle miras bırakan …’in mirasının torunu … ve …’na aidiyetine karar verilmiştir. Hükmü, talep eden vekili temyiz etmiştir. En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, iflas hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK. m.612). Gerçekleşen bu hukuki duruma göre, ortada tereke malını teslim alabilecek bir mirasçı bulunmamakta ve “Kendiliğinden iflas hükümlerine göre tasfiyeye tabi bir tereke” bulunmaktadır. Mirasçılık belgesi istemek ise, maddi bir olayın varlığını ikrar ile kişiler arasındaki soybağı ilişkisini tespit ettirmekten ibarettir. Hakkında mirası reddeden mirasçının tereke ile ilişkisi tümden kesilmiş sayılmaz. Mirasın reddi ilgili kişinin mirasçılık belgesi istemesine engel bir neden olmadığı gibi, ilgili kişinin mirasçılık sıfatını da ortadan kaldırmaz. Bu nedenle mirasçılardan biri veya birkaçı yönünden mirasın reddedilmiş olması durumunda bu olgular yok sayılarak miras bırakanın tüm mirasçılarını ve miras paylarını gösterir şekilde mirasçılık belgesinin düzenlenmesi, hüküm yerinde ilgili mirasçı veya mirasçılar yönünden mirası reddettikleri açıklanarak bu olguların hukuki sonuçlarının terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetileceğine işaret edilmesi gerekir. Somut olayda; miras bırakanın dosyada mevcut nüfus kaydına göre eşi … ve çocukları … ve … yasal mirasçılarıdır. Yasal mirasçıların mirası reddetmeleri miras bırakan ile irs ilişkisini sona erdirmeyeceği gibi en yakın mirasçılarının tümü tarafından mirasın reddi halinde terekenin resen tasfiyesine, arta kalan değerler yasa gereği mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine dağıtılacağının (TMK 612) hüküm altına alınması gerekirken, mirası reddeden kızı …’ın miras payının kızı …’e kalacağının hükümde gösterilmemesi doğru görülmeyip bozmayı gerektirmiştir…” ( Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2016/ 16562 E., 2020/ 6459 K., 20.10.2020 T.)
Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK
ANTALYA MİRAS AVUKATI – ANTALYA MİRAS HUKUKU AVUKATI
Mirasın reddi, miras bırakanın borçlarının mirasçılara geçmesini engelleyen ve hukuki sonuçları itibarıyla titizlikle yürütülmesi gereken önemli bir süreçtir. Özellikle borca batık miraslarda hak kaybı yaşanmaması için süresi içinde ve usulüne uygun şekilde yapılması zorunludur. Bu noktada deneyimli bir miras hukuku avukatı, mirasın reddi davasının açılması, sulh hukuk mahkemesine yapılacak başvurular, hak düşürücü sürelerin takibi ve olası hukuki risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşır.
Yanlış veya geç yapılan işlemler, mirasın zımnen kabulü sonucunu doğurabileceğinden, miras hukuku alanında uzman bir avukattan profesyonel destek almak, mirasçıların mali ve hukuki güvenliğini sağlamak adına en doğru yaklaşımdır. Antalya’da bulunan hukuk büromuzda alanında uzman ve deneyimli avukat kadromuz ile miras hukuku ve her türlü hukuki süreçte destek almak için iletişim kısmından bizlere ulaşabilirsiniz