
Katılma ve Katkı Payı Nedir?
Katılma alacağı, eşlerin edinilmiş mal niteliğindeki malların paylaşımı sırasında bir hesaplama aracı görevi görmektedir. Katkı payı ise eşlerden birinin diğerinin kişisel mal varlığı üzerinde edinimine, iyileştirilmesine veya korunmasına bulunduğu katkıda söz konusu olan alacak hakkıdır.
Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davası Nedir?
a. Katılma Alacağı Davası
Katılma alacağı davası, eşlerin edinilmiş mal niteliğindeki mallar üzerindeki alacak haklarını ileri sürmelerini içeren dava olmaktadır. Buna göre katılma alacağı davasında davacı taraf, diğer eşin katılma alacağı miktarının hesaplanmasını talep etmektedir. Bu hesaplama, edinilmiş mal varlıklarının toplam değerinden ilgili malların borçlarının çıkarılmasının ardından yarıya bölünerek elde edilir.
b. Katkı Payı Alacağı Davası
Katkı payı alacağı davası ise; bir eşin evlilik birliği içerisinde diğerinin kişisel mal
varlığının edinimine, iyileştirilmesine veya korunmasına bulunduğu katkı sebebiyle talep edebileceği hakkı konu alan davadır.
Bu hususa ilişkin olarak Yargıtay’ın; verdiği kararlarda 01.01.2002 tarihi öncesinde ‘’katkı payı alacağı’’ ifadesini, 01.01.2002 sonrasında ise ‘’değer artış payı’’ kavramını kullandığı bilinmelidir.
Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davasında Zamanaşımı
Katılma ve katkı payı alacağı davalarında zamanaşımı süresi, ilgili boşanma davasının kesinleşmesinden başlayarak 10 yıl olmaktadır. Dolayısıyla; eşin boşanma davasının kesinleşmesine rağmen 10 yıl içerisinde dava açmaması halinde, bu hak zamanaşımına uğramaktadır.
Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davasında İspat Yükümlülüğü
Katılma ve katkı payı alacağı davalarına ilişkin ispat yükümlülüğü, Türk Medeni
Kanunu madde 222’de şu şekilde düzenlenmiştir:
‘’Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat
etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.’’
Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Katılma ve katkı payı alacağına ilişkin davalarda görevli mahkeme aile mahkemeleri iken, yetkili mahkeme TMK madde 214’de aşağıdaki gibi açıklanmaktadır:
‘’Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda,
aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:
- Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,
- Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,
- Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.’’
Bu hususta taraflar; ilgili davayı açacak ve takip edecek boşanma avukatına, Antalya boşanma avukatına ihtiyaç duyabilmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
1.Katılma Alacağında İhtiyati Tedbir Konulur Mu?
Türk hukukunda ihtiyati tedbir, hak veya alacağın elde edilmesini sağlama amacıyla geçici olarak alınan bir koruma tedbiri olmaktadır. Katılma ve katkı payı alacağına ilişkin davalarda da elde edilecek hak ve alacağa uygun olacak şekilde, dava konusu mal varlığına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilebilmektedir.
2.Eşlerden Birinin Ölümü Halinde Katılma Payı Alacağı Alınabilir Mi?
Eşlerden birinin ölümü halinde sağ kalan eş; katılma ve katkı payı alacağı sebebiyle alacaklı, mirasçı sıfatı nedeniyle de borçlu konumunda olmaktadır. Dolayısıyla, sağ kalan eşin alacak hakkı hesaplanırken, aynı zamanda mirasçı olması sebebiyle miras payı oranında alacak miktarı azaltılmalıdır.
3.Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davasında Hangi Mallar
Hesaplamaya Dahil Edilir?
Katılma alacağı davasında talep edilebilecek mal varlıkları yani edinilmiş mallar
arasında; eşin çalışarak kazandığı edinimler, sosyal güvenlik veya yardım
kuruluşlarının ödemelerinden kaynaklanan gelirler, kıdem tazminatları, kişisel mal gelirleri ve edinilmiş mal yerine geçen değerler mevcuttur.
Katkı payı alacağı davasında ise bahsedildiği gibi eşlerden birinin diğerinin edinimine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunduğu diğerine ait herhangi bir kişisel mal varlığı söz konusu olmaktadır. Buna ilişkin, TMK madde 220 göre kişisel mallar aşağıda sayıldığı gibidir:
‘’1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
- Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan
miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği
malvarlığı değerleri, - Manevî tazminat alacakları,
- Kişisel mallar yerine geçen değerler.’’
4.Miras Kalan Mallar İçin Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davası Açılabilir Mi?
Katılma ve katkı payı alacağı davasını açmaya yani talep hakkında bulunmaya yetkili kişiler, eş ve alacaktan kendisine pay düşen ölenin mirasçıları olmaktadır. Netice olarak eş ve mirasçılar, karşılıksız kazandırma yoluyla malı edinen üçüncü kişiye ya da bu kişinin mirasçılarına ilgili davayı açabilmektedir.
5.Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Edinilen Mallar Mal Rejimine Dahil Edilir Mi, Hak Talep Edilebilir Mi?
Mal rejiminin sona ermesi hukuken boşanma davasının açılması ile birlikte
gerçekleşmektedir. Buna binaen; boşanma davası açıldıktan sonra edinilen mallar mal rejimine dahil olmamakta, dolayısıyla hak talep edilememektedir.
6.Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davalarında Taşınmazın Hangi Tarihteki Değeri Esas Alınarak Hesaplama Yapılır?
Katılma ve katkı payı alacağı davalarında; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların mal paylaşımı tarihindeki sürüm (rayiç) bedeli dikkate alınmakta, hesaplama bu bedele göre yapılmaktadır.
7.Kredi İle Alınan Evlerde Katılma ve Katkı Payı Alacağı Nasıl Hesaplanır?
Kredi ile alınan evlerde, mal rejimi dışı dönem ile mal rejimi döneminde ödenen
bedeller ve kredi taksitleri orantılanarak katılma ve katkı payı alacakları hususunda hesaplama yapılmaktadır.
8.Katılma ve Katkı Payı Alacağından Feragat Edilebilir Mi?
Bilinmelidir ki, hukuken katılma ve katkı payı alacağından feragat edilebilmesi
mümkündür. Ancak ilgili feragatin, mal rejiminin sona ermesinden sonra ve açık (sarih) bir biçimde yapılması gerekmektedir.
9.Zina Nedeniyle Katılma Alacağı Azaltılabilir Mi?
Hayata kast nedeniyle olduğu gibi zina nedeniyle boşanma durumunda da hakim, kusurlu eşin katılma alacağını azaltabilmekte veya kaldırabilmektedir (TMK madde 236/2). Buna binaen ilgili hükmün uygulanabilmesi, mahkeme kararının kesinlikle zinaya dayanmasına bağlıdır.
10.Katılma ve Katkı Payı Alacağına Ne Zaman Faiz İşler?
Kural olarak katılma ve katkı payı alacağına işleyecek faiz, mahkeme kararın verildiği tarihtir. Bu mesele, kanuni dayanak olan TMK madde 239 f.3’te alıntılanan şekilde düzenlenmektedir:
‘’Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.’’
Katılma ve Katkı Payı Alacağı Davasına İlişkin Bazı Yargıtay Kararları
- ‘’1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, taraflar arasındaki yararlar dengesine, TMK’nun 4. maddesinde (TBK md. 50/2) öngörülen hukuk ve hakkaniyet ilkelerine uygun bulunduğuna göre, davacı vekilinin tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalının faizin başlangıç tarihine yönelen temyiz itirazlarına gelince; davacı lehine hükmedilen 22.168-TL alacak TMK’nun, 219, 231, 236. maddeleri uyarınca katılma alacağı niteliğindedir. Bu tür davalarda, TMK’nun 239/2. maddesi uyarınca karar tarihinden geçerli olarak faiz yürütülmesi gerekirken, yasaya aykırı biçimde dava ve ıslah tarihinden geçerli olarak hükmedilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden
kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür (HUMK m. 438/7, HMK
370/2).’’ (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 16.03.2016 Tarihli, 2014/22826 Esas,
2016/4777 Karar nolu karar) - ‘’1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik görülmediğine, taraflar arasındaki yararlar dengesine, TMK’nun 4. maddesinde (TBK md.50/2) öngörülen hukuk ve hakkaniyet ilkelerine uygun bulunduğuna göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davacı vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacı lehine hükmedilen 25.000,00 TL alacak katkı payı alacağı niteliğindedir.
Bu tür davalarda, dava tarihinden geçerli olarak faiz yürütülmesi gerekirken, yasaya aykırı biçimde karar tarihinden geçerli olarak hükmedilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.’’ (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 06.04.2016 Tarihli, 2014/26080 Esas, 2016/6147 Karar nolu karar) - ‘’Mahkemece; davalı adına kayıtlı taşınmazın evlilik birliği içerisinde edinilen 19/30 hissesinin edinme tarihi itibariyle davalının edinilmiş malı olduğu, ve davacının bu hissenin değerinin yarısı olan 19.495,55 TL katılma alacağı olduğu gerekçesi ile hüküm tesis edilmiş ise de; tüm dosya kapsamı ve delillerin incelenmesinden taşınmaz ile ilgili değer tespitine ilişkin dosyada mevcut iki değer bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Taşınmaz başında … tarihinde yapılan keşif sonucu inşaat mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen … tarihli ve … tarihinde yapılan keşif neticesinde inşaat mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen 07.03.2013 tarihli değer raporlarının incelenmesinde, her iki bilirkişinin değer bildirimlerinin farklı olduğu görülmektedir. Durum böyleyken, mahkemece her iki rapor arasındaki çelişki giderilmeksizin … tarihli değer bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş; yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda değer konusunda mevcut çelişkiyi giderecek nitelikte, iki inşaat mühendisi, bir mülk bilirkişisi seçimi suretiyle taşınmaz başında yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması ve verilecek karar tarihine en yakın tarihteki taşınmazın sürüm değerinin tespit edilmesi gerekirse hesap bilirkişi incelemesi de yaptırılıp-ilk verilen hüküm ile davacı yararına oluşan usuli kazanılmış haklarda gözetilerek-gerçekleşecek sonuca göre karar verilmesi olmalıdır. Hükmün açıklanan bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.’’ (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 20.01.2016 Tarihli, 2014/19306 Esas, 2016/605 Karar nolu karar)
- ‘’1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; a. Mahkemece, tasfiyeye konu edilen taşınmaz ve araç yönünden davacı lehine toplam tespit edilen alacak miktarı üzerinden yazılı gerekçe ile indirim yapılmış ise de, dosyadaki kayıtların incelenmesinden tasfiyeye konu 347 parselin 584/2344 hissesinin 31.05.2001 tarihinde,… plakalı aracın ise 05.01.2010 tarihinde davalı adına edinildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu taşınmaz eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınarak davalı adına tescil edilmiştir. Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4721 sayılı TMK 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Bu bağlamda tasfiyeye konu taşınmazın satın alındığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı TKM’de, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı yasanın 236/2 maddesinin karşılığı bulunmadığından boşanma sebebinin zina olmasına dayanarak davacının katkı payı alacağında indirim yapılması doğru değildir.’’ (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 17.01.2017 Tarihli, 2015/5939 Esas, 2017/367 Karar nolu karar)
- ‘’Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; Tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davalının taşınmazı 2014 yılındaki 3.kişiye devrinin katılma alacağını azaltma kastıyla yapılmadığı kabul edilerek, davacı tarafın katılma alacağı talebi reddedilmiş ise de, boşanma dava dosyasında dinlenen tanık beyanlarına göre, tarafların Ekim 2014 yılında meydana gelen tartışma sonrası ayrıldıkları, bu tartışmadan sonra yeniden bir araya geldikleri, 2015 yılının sonuna doğru yeniden anlaşmazlığa düştükleri ve ayrıldıkları, bu anlaşmazlık sonrası açılan boşanma davası sonrasında boşandıkları, davalının davacıyla Ekim ayındaki tartışmaları sonrasında, 11.11.2014 tarihinde taşınmazı 3.kişiye devrettiği, daha sonra boşanma davasından sonra 2018 yılında yeniden taşınmazı devraldığı dikkate alındığında, davalının davaya konu taşınmazı davacının katılma alacağını azaltma kastıyla devrettiğinin kabulü gerekir. Buna göre, dosyadaki toplanmış veya toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle, davacının artık değere katılma alacağı talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle davacının katılma alacağının reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.’’ (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 12.04.2021 Tarihli, 2020/3418 Esas, 2021/3357 Karar nolu karar)