
Türk Borçlar Kanunu kapsamında kira sözleşmesi, kiraya verenin belirli bir malın kullanımını kiracıya bırakmayı; kiracının ise bu kullanım karşılığında kararlaştırılan bedeli ödeme yükümlülüğünü üstlendiği, karşılıklı borç doğuran bir sözleşme türü olarak tanımlanmaktadır.
Kira sözleşmeleri, taraflar arasında uzun süreli bir hukuki ilişki doğurmakta olup zamanla sözleşmenin başlangıcında öngörülmeyen sorunların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında, kira süresinin on yılı aşması halinde kiraya verenin sözleşmeyi sona erdirme imkânı, uygulamada sıkça karşılaşılan ancak çoğu zaman yeterince bilinmeyen bir konudur. Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri, bu noktada kiraya verene belirli şartlarla fesih hakkı tanımakta ve bu hak, kiracının tahliyesine kadar uzanan önemli sonuçlar doğurmaktadır. İşbu yazımızda on yıllık kira süresinin ardından kiraya verenin fesih hakkının kapsamı, yasal dayanağı, şartları ve uygulamadaki yeri ele alınacaktır.
UZUN SÜRELİ KİRA SÖZLEŞMELERİNDE FESİH
Kira sözleşmeleri, süresine göre iki temel kategoriye ayrılır: belirli süreli ve belirsiz süreli kira sözleşmeleri. Belirli süreli kira sözleşmeleri, taraflarca önceden kararlaştırılan ve sözleşmede belirtilen süre sonunda sona eren sözleşmelerdir. Bu tür sözleşmelerde kira ilişkisi, belirlenen sürenin bitimiyle kendiliğinden son bulur. Belirsiz süreli kira sözleşmesi ise süresi önceden belirlenmemiş olan sözleşmelerdir. Her iki sözleşme türü, tarafların hak ve yükümlülükleri bakımından farklılıklar yaratmakta olup işbu yazımız itibariyle iki ayrı başlık olarak ele alınacaktır.
A)Belirli Süreli Kira Sözleşmeleri Bakımından:
Türk Borçlar Kanunu m.347/1: “Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.” hükmünü haizdir.
İlgili kanun maddesi ile; belirli süreli kira sözleşmelerinde kiracının kira süresinin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi sona erdirebileceği, bildirimde bulunmadığı takdirde ise sözleşmenin aynı şartlarla bir yıl daha uzayacağı belirtilmiştir. Aynı şekilde hükmün devamında kiraya verenin sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdirmesinin mümkün olmadığı ancak on yıllık uzama süresi tamamlandıktan sonra, kiraya verenin belirli şartlar dahilinde kira sözleşmesini sona erdirebileceği ifade edilmiştir.
Bu şartlar kapsamında; kiraya verenin kira sözleşmesini sona erdirebilmesi için öncelikle taraflar arasında geçerli ve mevcut bir kira akdi bulunması, kira sözleşmesinde belirtilen sürenin bitimi ile birlikte on yıllık uzama süresinin tamamlanmış olması gerekmektedir. Aynı şekilde kira sözleşmesinin sona erdirilebilmesi için kiraya verenin, on yıllık uzama süresini takip eden yılın bitiminden en az üç ay önce yazılı olarak fesih bildirimde bulunması şarttır.
B)Belirsiz Süreli Kira Sözleşmeleri Bakımından:
Türk Borçlar Kanunu madde 347/2: “Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.”
İlgili kanun düzenlemesi ile kira sözleşmesinin belirsiz süreli olması halinde kiraya verenin kira başlangıcından on yıl geçtikten sonra hiçbir neden belirtmeksizin sözleşmeyi sona erdirebileceği ifade edilmiştir. Ancak kiraya veren, sözleşmenin sona erdirilebilmesi için Türk Borçlar Kanunu madde 328 ve 329 hükümlerinde belirtilen fesih koşullarına uyması ve feshin yazılı şekilde yapılmış olması zorundadır.
Türk Borçlar Kanunu m. 328: “Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır. Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi için geçerli olur.”
Türk Borçlar Kanunu m. 329: “Taraflardan her biri, bir taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel âdette belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin bulunmaması durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir”
FESİH İHTARI NEDİR, NASIL YAPILIR
Fesih ihtarı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesi uyarınca, on yıllık uzama süresi dolmuş kira sözleşmelerinde kiraya verenin sözleşmeyi sona erdirmek amacıyla kiracıya yapması gereken yazılı bildirimdir. Bu bildirimin geçerliliği için yazılı şekilde yapılması ve kiracıya ulaşması kanunen zorunludur. Yazılı olmayan ve tebliğ edilmeyen bildirimler hukuken geçersiz sayılır. İhtarın kiracıya noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ edilmesi, bildirimin yapıldığına ve içeriğine ilişkin ispat açısından kolaylık sağlayacaktır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki ihtar içeriğinde; kira sözleşmesinin yenilenmeyeceği, kiraya verenin sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirdiği ve kiracının belirli bir tarihte taşınmazı tahliye etmesinin talep edildiği açık ve anlaşılır bir şekilde belirtilmelidir.
10 YILLIK TAHLİYE DAVASINDA SÜRE NASIL HESAPLANIR ?
10 yıllık tahliye davasında süre, davanın ikamesi bakımından en önemli şartlardan biridir. Sürenin hesaplanması kira sözleşmesinin belirli ve belirsiz süreli olup olmaması noktasında farklılık göstermekte olup iki ayrı başlık olarak ele alınacaktır.
a)Belirsiz süreli kira sözleşmeleri bakımından süre hesabı:
TBK m.347/2 “Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.” hükmüne haizdir. İlgili kanun maddesinde açıkça belirtildiği üzere kiraya veren, kiranın başlangıcından on yıl geçmesi halinde sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olup 10 yıllık süre, belirli süreli kira sözleşmelerinden farklı olarak, belirsiz süreli kira sözleşmelerinde sözleşmenin başlangıcından itibaren hesaplanmaktadır.
b)Belirli süreli kira sözleşmeleri bakımından süre hesabı:
Belirli süreli kira sözleşmeleri bakımından süre hesaplanırken, kira sözleşmesinin bitim tarihi esas alınır. Nitekim TBK m.347/1 hükmünde “Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.” ifadelerine yer verilmiş olup süre hesabının, kira sözleşmesinde öngörülen sürenin dolmasından itibaren işlemeye başlayacağı belirtilmiştir.
Yine ilgili kanun maddesinde sözleşmenin on yıllık uzama süresi sonunda bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla sona erdirilebileceği ifade edilmiştir. Kanun maddesi ele alındığında belirli süreli kira sözleşmeleri bakımından süre hesaplamasında şu ölçütler ele alınmalıdır: sözleşme süresi+ on yıllık uzama süresi+ bir yıl uzama süresi.
Örnek olarak vermek gerekirse; 01.01.2014 tarihli 1 yıl süreli kira sözleşmesi, kiracı tarafından feshedilmediği takdirde 1 yıl süre ile uzayacaktır. 01.01.2015 tarihi itibariyle uzama yılı başlayacak, 31.12.2024 tarihinde on yıllık uzama süresi son bulacaktır. 01.01.2025-31.12.2025 ise on yıllık uzama süresinden sonraki ilk uzama yılını oluşturacak olup kiralayan 30.09.2025 tarihine kadar sözleşmeyi yazılı olarak feshetme hakkına sahiptir.
Sözleşmede belirlenen sürenin 1 yıl veya daha uzun süreli olup olmaması sürenin hesaplanması bakımından önem teşkil etmemektedir. Nitekim süre hesabında esas olan, kira sözleşmesinde öngörülen sürenin dolduğu tarihtir. Bu duruma ilişkin örnek vermek gerekirse; taraflar arasında imzalı 01.01.2014 tarihli kira sözleşmesi, 1 yıl süreli değil de 3 yıl süreli olarak imzalanmış olsa dahi on yıllık uzama süresi yine işbu 3 yıllık kira süresinin sonundan itibaren işlemeye başlayacaktır. Yani kira sözleşmesi kiracı tarafından feshedilmediği takdirde 01.01.2017 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile uzamaya başlayacak, 31.12.2026 tarihi itibariyle on yıllık uzama süresi son bulacaktır. 01.01.2027-31.12.2027 ise on yıllık uzama süresinden sonraki ilk uzama yılını oluşturacak olup kiralayan 30.09.2027 tarihine kadar sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olacaktır.
Önemle belirtmek gerekir ki; tarafların ilk kira sözleşmesinden sonra yeniden bir araya gelerek yeni bir kira sözleşmesi yapmaları halinde, on yıllık uzama süresi, bu son sözleşmenin bitim tarihine göre hesaplanmalıdır. Başka bir ifadeyle, her yeni kira sözleşmesi önceki sözleşmenin devamı olarak değil, yeni bir sözleşme olarak değerlendirilir ve on yıllık süre bu yeni sözleşmeyle birlikte yeniden işlemeye başlar. Eğer 01.01.2014 tarihli kira sözleşmesi mevcut olmasına rağmen 01.01.2019 tarihinde taraflar arasında yeni bir kira akdi kurulmuşsa işbu durumda, on yıllık uzama süresi 01.01.2014 tarihli kira sözleşmesi değil 01.01.2019 tarihli yeni kira sözleşmesi baz alınarak hesaplanacaktır.
TAŞINMAZIN SATILMASI SÜREYİ KESER Mİ ?
Uygulamada sıkça karşılaşılan durumlardan biri taşınmazın kiraya veren tarafından başka birine satılması ve kiraya veren sıfatında değişiklik yaşanması halidir. Taşınmazın satılması veya kiraya veren sıfatının devri halinde kural olarak mevcut kira sözleşmesi, aynı şartlarla devam edecek olup yeni malik ile kiracı arasında yeni bir sözleşme yapılmamışsa on yıllık süre, mevcut kira sözleşmesine göre hesaplanmaya devam edecektir. Bir diğer deyişle taraflar arasında yeni bir sözleşme kurulmadıkça, taşınmazın devredilmesi veya satılması on yıllık süreyi kesen nedenler arasında yer almaz. Ancak sözleşmenin yeni tarafı ile kiracı arasında yeni bir sözleşme imzalanmışsa işbu sözleşme, on yıllık süreyi kesecek olup süre hesabında yeni sözleşme dikkate alınacaktır.
TBK M.350 UYARINCA TAHLİYE DAVASI
On yıllık kiraya veren tarafından TBK m.347 hükümleri çerçevesinde geçerli bir fesih bildiriminde bulunulmuş olsa da bazı durumlarda kiracının evi tahliye etmemesi ile karşı karşıya kalınabilmektedir. İşbu durumda kiraya veren TBK m.350 hükümlerine dayalı olarak tahliye davası açma hakkına sahiptir.
“TBK m. 350: Kiraya veren, kira sözleşmesini;
1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
2.Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir”
TAHLİYE DAVASI NE ZAMAN AÇILABİLİR
İlgili kanun maddesinde açıkça izah edildiği üzere; İşbu dava kiraya veren tarafından geçerli fesih bildiriminde bulunulmuş olsa dahi kiracının evi tahliye etmemesi halinde; belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açılır.
AYNI ANDA BİRDEN FAZLA NEDENE DAYALI TAHLİYE DAVASI İKAME EDİLEBİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR ?
Türk Borçlar Kanunu’nda kiraya verenin kira sözleşmesini sona erdirmesine olanak tanıyan çeşitli tahliye sebepleri düzenlenmiştir. Uygulamada bu sebeplerin bir arada ileri sürülmesi sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Kiraya verenin, tahliye talebini farklı hukuki gerekçelere dayanarak aynı dava içinde veya ayrı davalar olarak öne sürmesi mümkündür.
Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 30.09.2020 tarihli bir kararında;
“…Tahliye davaları, aynı dava içinde birden fazla sebebe dayanılarak açılabilir. Bunu yasaklayan herhangi bir yasa hükmü yoktur. Somut olayda; Mahkemece, her bir tahliye sebebi araştırılıp, her bir tahliye sebebi yönünden ayrı ayrı davanın reddine karar verilmiş olup kiralananın tahliyesi davası reddedildiğine göre, vekili bulunan davalı yararına tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeksizin yazılı şekilde davalı yararına birden fazla vekalet ücretine hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/ 2920 E., 2020/5059 K., 30.09.2020 T.)
ifadelerine yer verilmiş olup aynı dava içerisinde birden fazla sebebe dayalı olarak tahliye davası açılmasının hukuken mümkün olduğunu belirtmiştir.
Özellikle 10 yıllık uzama süresinin sona ermiş olması (TBK m. 347), kiraya verenin ya da yakınlarının konut veya işyeri ihtiyacı (TBK m. 350) gibi zorunluluklar tahliye talebine dayanak oluşturabilecek başlıca nedenlerdir. Bu tür durumlarda kiraya veren, tek bir dava dilekçesi içerisinde bu gerekçeleri tahliye sebebi olarak ileri sürebilir. Böylece mahkeme, ileri sürülen her bir sebebi ayrı ayrı değerlendirerek bunlardan birinin kabul edilebilir olması halinde kiracının taşınmazdan tahliyesi yönünde hüküm kuracaktır.
GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
On yıllık kiracının tahliyesi davasında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.
YARGITAY KARARLARI
“…Kanun koyucu, konut ve çatılı işyeri kiralarını TBK’da bağımsız bir ayrım içinde özel olarak düzenlemiştir. Bunun nedeni, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, sözleşmenin zayıf tarafını oluşturduğu için bu tür kira sözleşmelerinin nitelik ve içerik olarak kiracıyı korumaya yönelik hüküm ve kurallardan oluşma gereksinimidir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2019, s. 398). Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri belirli süreli veya belirsiz süreli olarak kararlaştırılabilir. Açık veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse ve herhangi bir bildirim olmaksızın kararlaştırılan sürenin geçmesiyle sona erecek kira sözleşmesi belirli süreli kira sözleşmesidir. Başlangıcı belli süresi belli olan sözleşmelerdir (Ceran, Mithat: Kira Sözleşmesi ve Tahliye Davaları Ankara 2019, s. 130). Belirli süreli konut ve çatılı işyeri kiraları, bildirim yoluyla sona erdirilebileceği gibi, dava yoluyla da sona erdirilebilir. Konut ve çatılı işyerlerine ilişkin belirli süreli kira sözleşmelerinin bildirim yoluyla sona ermesi TBK’nın 347. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre “Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.
Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.
Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir.” TBK’nın 347. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmak suretiyle isterse, sözleşmeyi sona erdirebilir. Ancak, kiracı böyle bir bildirimde bulunmadığı takdirde sözleşme, aynı şartlarda bir yıl için uzatılmış sayılır. Buna karşılık kiraya veren, aynı imkâna sahip olmadığı için onun, sözleşme süresinin bitiminden on beş gün önce bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkı yoktur. Kiraya veren ancak on yıllık uzama süresi sonunda, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak şartıyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeyi sona erdirebilir. Bu hüküm kiraya veren lehine konulmuş emredici bir hüküm olduğu için taraflar sözleşmede bunun aksine bir kayıt koyamazlar.
On yıllık süre sonunda da olsa burada kiraya veren lehine bir bozucu nitelikte yenilik doğuran fesih bildirim hakkı tanınmıştır. Kiraya veren hakkında 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’da sözleşmeyi sona erdiren böyle bir hak tanınmamıştı (Eren, s. 416-417). Kiraya verenin TBK’nın 347. maddesinden yararlanabilmesi için öncelikle taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesindeki sürenin bitmesi, taraflar arasında yeni bir sözleşme yapılmaksızın ilk yapılan sözleşmenin TBK’nın 347. maddesinde belirtildiği gibi birer yıllık uzama süresinin on yıl olması, on yıldan sonra en son uzama yılının bitiminden en az üç ay önce fesih ihbarda bulunması ve davanın da uzama yılının sonunda açılması gerekir…” (Hukuk Genel Kurulu, 2017/1546 E., 2021/1517 K., 30.11.2021 T.)
“…Olayımıza gelince; Davacı 10.01.2000 başlangıç tarihli sözlü kira sözleşmesine dayanarak TBK’ nun 347. maddesi gereğince sözleşmenin sona ermesi nedeniyle tahliye isteminde bulunmuştur. Davalı sözleşmenin başlangıcına karşı çıkmamıştır. Bu durumda uyuşmazlığın TBK’ nun 347/2 maddesinde düzenlenen belirsiz süreli kira sözleşmesinin sona ermesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir.
TBK’ nun 347/2. maddesi maddesi gereğince belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilir. Davacı tarafından davalıya gönderilen 06.06.2014 tarihli ihtarı davalıya 19.06.2014 tarihinde tebliğ edilmiş dava ise 01.12.2015 tarihinde açılmıştır. Fesih bildiriminin altı aylık kira döneminin sonu için üç aylık fesih bildirim süresine uyularak yapıldığı ve davanın süresinde açıldığı anlaşılmakla, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın süre yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir… (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/6655 E., 2018/712 K., 25.01.2018 T.)
“…İlk derece mahkemesince; kira sözleşmesinde sözleşme başlangıç tarihininin 26/06/1997 olup on yıllık sözleşme süresinin 28/06/2007 tarihi itibariyle sona erdiği, ancak sözleşme hükmü gereğince sözleşmenin aynı şartlarda 28/06/2007 tarihinden itibaren 28/06/2017 tarihinde kadar on yıl daha uzadığı, kanun hükmü gereğince kiralayanın on yıllık uzama süresinden sonra bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunma koşuluyla herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeyi sona erdirebileceğinin düzenlendiği, somut olayda uzama yılının bitiminden üç ay önce 26/03/2018 tarihinde ihtarnamenin tebliğ edildiği, davanın da üç aylık süre geçtikten sonra 29/06/2018 tarihinde yasal süresi içinde açıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince; tahliye sebebine ilişkin yasal koşulların oluştuğu, mahkeme karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 331. maddesine göre; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda; davalı kiracının, yargılama devam ederken kira sözleşmesini feshettiği, 20/11/2020 tarihli emanet tutanağı ile kiralananın anahtarını notere tevdi ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, ilk derece mahkemesince kiralanan tahliye edildiğinden konusuz kalan tahliye davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerine hükmedilmesine karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ile davalının tahliyesine karar verilmiş olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2022/3662 E., 2022/5277 K., 31.05.2022 T.)
Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK