YARDIM VEYA BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİ SUÇU

Toplumsal dayanışmanın ve insan hayatına duyulan saygının bir gereği olarak Türk Ceza Kanunu bireylerin tehlike altında bulunan kişilere karşı sorumluluk üstlenmelerini zorunluluk haline getirmiştir. Bu kapsamda yaşı, hastalığı veya başkaca nedenlerle kendini idare edemeyecek durumda bulunan kişilere yardım etme imkanı bulunan bireylerin, yardım etmemeleri ya da durumu gerekli mercilere bildirmemeleri Türk Ceza Kanunu’ nun 98. maddesi uyarınca “yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu” olarak tanımlanmış; belirli koşullar altında cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu yazımızda yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun kapsamı, unsurları, şartları ve hukuki sonuçları ele alınacaktır.

SUÇUN KANUNİ TANIMI  

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu, Türk Ceza Kanunu’ nun “Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlali” başlığı altında madde 98’ de düzenleme altına alınmıştır. İlgili kanun maddesinde;

TCK Madde 98- (1) Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

ifadelerine yer verilmiş; yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseye imkanı ölçüsünde yardım etmeyen ya da durumu yetkili mercilere bildirmeyen kişinin ihmalkar davranışlarının yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçuna sübut vereceği bildirilmiştir.

SUÇUN UNSURLARI

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu hem objektif hem de sübjektif  unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde şu temel yapı taşlarına sahiptir:

1-Fail: TCK m.98 uyarınca suçun faili, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseye karşı yardım veya bildirim yükümlülüğünü ihmal eden kişidir. Dolayısıyla suçun faili herkes olabilir. Ancak işbu suç tipinin oluşabilmesi için failin, kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseye karşı gözetim veya koruma yükümlülüğü bulunmaması gerekmektedir. Nitekim failin mağduru koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişilerden olması halinde TCK m.97’ de düzenleme altına alınan terk suçu gündeme gelecektir.

2-Mağdur: Suçun mağduru yaşı, hastalığı veya başkaca nedenler dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimsedir.

3-Fiil (Hareket Unsuru): Suç, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye karşı “yardım etmemek” veya “durumu derhal ilgili makamlara bildirmemek” şeklindeki  ihmali davranışların işlenmesiyle oluşur. Suç, seçimlik hareketli olup her iki hareketten birinin gerçekleşmesi suçun oluşumu bakımından yeterlidir.  Ancak failin yardımı ile mağdurun kendini idare edebilecek duruma gelmesi halinde ayrıca fail tarafından yetkili makamlara bildirimde bulunulmasına gerek yoktur.

4-Suçla Korunan Hukuki Değer: Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu, “Koruma, Gözetim, Yardım ve Bildirim Yükümlülüğünün İhlali” başlığı altında düzenlenmiş olup bu suç tipi ile korunan hukuki değer, kişilerin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğüdür.

5-Manevi Unsur: Suç, yalnızca kastla işlenebilen bir suçtur. TCK m.98 uyarınca suçun işlenebilmesi adına failin, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan kişiye karşı tehlikeyi ortadan kaldıracak durumda olduğunu bilmesine rağmen yardımcı olmama veya durumu derhal yetkililere bildirmeme bilinç ve iradesiyle hareket etmesi yeterlidir.

SUÇUN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HALİ

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu, bir tehlike suçu olup suçun oluşumu adına bir zararın meydana gelmesi şart değildir. Failin yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan kişiye karşı tehlikeyi ortadan kaldıracak durumda olduğunu bilmesine rağmen yardımcı olmama veya durumu derhal yetkililere bildirmeme bilinç ve iradesiyle hareket etmesi suçun oluşumu bakımından yeterlidir.

Bununla birlikte yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi halinde fail, neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış suç hükümlerine göre cezalandırılacaktır. TCK m.98/2 hükmünde bu husus açıkça izah edilmiş ve “Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” ifadelerine yer verilmiştir.

SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

1-Teşebbüs: İşbu suçun oluşumu yalnızca kast unsuru ile hareket edilebilmesi halinde gerçekleşecek olup teşebbüs hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu, ihmali hareketle işlenebilen bir suç olup ihmali hareketle işlenen suçlarda teşebbüs hükümleri uygulama alanı bulmamaktadır.

2-İçtima: Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun aynı anda birden fazla yardıma muhtaç kişiye karşı işlenmesi mümkündür. Bu durumda fail tek bir cezaya hükmedilmekle birlikte bu ceza TCK m.43/2 hükmü uyarınca arttırılır.

ŞİKAYET SÜRESİ, ZAMANAŞIMI VE GÖREVLİ MAHKEME

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu, şikayete tabi bir suç olmayıp savcılık tarafından resen soruşturulmaktadır. Suçun soruşturulması için şikayet süresi olmamasına rağmen dava zamanaşımı 8 yıllık süreye tabidir. İhmali suçlarda zamanaşımı süresi failin kendisinden bekleneni yapmaması ile başlamaktaysa da işbu suç tipi bakımından süre, suçun işlendiği tarihten  değil suçun sona erdiği günden itibaren başlamaktadır. Nitekim failin mağdura yardım etmediği veya yetkili makamlara durumu bildirmediği anda başlayan suç, bu yükümlülüğün ortadan kalkması ile sona erecektir. Görevli mahkeme ise mağdurun bulunduğu veya ilgili makamlara haber verilmeyen yerdeki Asliye Ceza Mahkemesi’ dir.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, ERTELEME VE ADLİ PARA CEZASI

TCK m.98 uyarınca; yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.  İlgili suç bakımından hapis cezası ile birlikte adli para cezası yaptırım olarak düzenlenmiş olup hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilebilmesi mümkün değildir. Erteleme bir kişi hakkında hükmedilen hapis cezasının infazının ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ise mahkeme tarafından verilen ceza hükmünün sanığın belirli bir denetim süresi boyunca yükümlülüklere uygun davranması koşuluyla açıklanmayarak beklemeye alınmasıdır. Cezanın alt ve üst sınırları ele alındığında; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ve cezanın ertelenmesi kararı verilebilmesi mümkündür.

KONUYA İLİŞKİN KARARLAR

“…Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, Hükmün açıklanmasına neden olan kasıtlı suçun, TCK’nın 98/1. maddesinde düzenlenen yardım ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu olması, 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değişik 5237 sayılı TCK’nın 75. maddesine göre ön ödeme hükümlerinin yeniden düzenlenmesi ve sanığa isnat edilen TCK’nın 98/1. maddesinde düzenlenen yardım ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun ön ödeme kapsamına alınması karşısında, bu suç yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, ön ödeme işleminin olumlu sonuçlanmış olması durumunda, sanığın denetim süresinde işlediği başkaca kasıtlı suçlardan mahkum olup olmadığı tespit edilip sonucuna göre, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanıp açıklanmayacağının değerlendirilmesi zorunluluğu, Bozmayı gerektirmiş ve sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, başkaca yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi…” (Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2017/ 5501 E., 2019/ 10577 K., 13.06.2019 T.)

Sanık hakkında yardım ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz talebinin incelenmesinde; Ehliyetsiz ve aşırı alkollü olan sanığın meskun mahalde, gece vakti, tek yönlü ıslak zeminli asfalt kaplama yolda seyir halindeyken, karşıdan karşıya geçmek isteyen katılana çarparak nitelikli şekilde yaralanmasına sebep olduğu somut olayda; sanığın kazadan sonra durmayarak yoluna devam ettiği, katılanı yaralı vaziyette kaza mahallinde bıraktığı anlaşılmış ise de, olay yerinde tanık olan kişilerin de bulunduğu, çevrede bulunanların yardımı ile katılanın olaydan hemen sonra kısa süre içinde hastaneye götürüldüğü anlaşılmakla, sanık hakkında yardım ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun kanuni unsurları oluşmadığından, atılı suçtan beraati yerine, delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkumiyetine karar verilmesi;
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA…” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2017/ 5844 E., 2018/ 5668 K., 17.05.2018 T.)

“…Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesine gelince; Sanığın ölene çarptıktan sonra olayın şoku ile durmayarak kaza yerini terk etmesi sonrası ölenin olay yerinde bulunan arkadaşları tarafından hastaneye götürüldüğü ve meydana gelen trafik kazasının hemen ardından hastanede vefat ettiği nazara alındığında; sanığın gerçekleşen eyleminin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 82. maddesinde, “Trafik Kazalarında Yükümlülük” başlığı altında düzenlenen idari para cezasını gerektirir kabahat olarak kabulü gerekirken, 5237 sayılı TCK’nın 98. maddesinde tanımlanan ve unsurları itibariyle oluşmayan yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı isteme uygun olarak BOZULMASINA, 10/09/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi…”(Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2011/ 24162 E., 2012/ 17977 K., 10.09.2012 T.)

“…Olay günü, müteveffanın sanığın evinde şüpheli şekilde “akut uyuşturucu intoksikasyonu ve kronik kullanıma bağlı gelişen komplikasyonların ortak etkisi sonucu” gerçekleşen ölüm olayında; sanık ile birlikte uyuşturucu madde kullanan müteveffa …’un rahatsızlanması üzerine, rahatsızlığın uyuşturucu kullanımından kaynaklandığını zanneden sanığın durumun anlaşılması halinde soruşturmaya maruz kalacağı düşüncesiyle, olaydan iki saat sonra 112 yi aradığı, 112 yetkilileri geldiğinde ise …’un ölmüş olduğu, sanığın ise alkollü olduğu, ayakta durabildiği ve bilincinin yerinde olduğunun belirtildiği, sanığın birlikte uyuşturucu kullandığı arkadaşı müteveffanın uyuşturucu kullanımı sonucu fenalaşması nedeniyle olaydan iki saat sonra ambulansı araması ve bu arada ölümün gerçekleşmesi nedeniyle mahkemece, sanığın 5237 sayılı TCK’nın 98. maddesinde tanımlanan yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılarak yapılan incelemede; Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın bir nedene dayanmayan; katılan vekilinin tayin edilen cezaya, sanığın ihmalinin kast derecesinde olduğuna, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA…” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2019/ 13594 E., 2020/ 4184 K., 01.07.2020 T.)

“…Dosya içeriğine göre, mağdureye yönelik nitelikli cinsel saldırı ve kişi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işleyen sanığa ayrıca bu mağdureye yönelik olarak yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirme sorumluluğunun yüklenemeyeceği, bu suçun maddi ve manevi suç unsurlarının sanık açısından oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA…” (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2013/ 10028 E., 2014/ 159 K., 14.01.2014 T.) “…Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu Türk Ceza Kanununun 98. maddesinde “(1)Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (2)Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiştir.
Aynı suç 765 sayılı TCK’nın 476. maddesinde “Bir kimse yedi yaşından aşağı bir sabiyi veya müptela olduğu akıl veya beden hastalığından dolayı kendini idare edemeyen bir kimseyi terkedilmiş bulupta derhal ait olduğu daireye veya Hükümet memurlarına malumat vermekte ihmal ederse beş liradan elli liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır. Bir mecruha veya sair tehlikede bulunan bir kimseye yahut ölü veya ölüye benzer bir cesede tesadüf edipte mümkün olan yardımı yapmakta veya derhal ait olduğu daireye veya Hükümet memurlarına malumat vermekte ihmal eden kimse hakkında dahi aynı ceza tertip olunur.” şeklinde düzenlenmiştir. Görüleceği üzere yeni kanunda eski kanundan farklı olarak, yaş sınırı koymak yerine yaş nedeniyle kendini idare edemeyecek durumda olan kimse tabirine yer verilmiş ve yaşlıların da bu suçun mağduru olabileceği vurgulanmıştır. Ayrıca kendini idare edemeyecek durumda olmayı gerektiren sebepler sınırlı olarak sayılmamış, “başka herhangi bir nedenle” ibaresi konularak belirtilenler dışındaki durumlarda da kişilerin yardıma muhtaç olabileceği varsayılarak kapsam genişletilmiştir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu ile korunmak istenen hukuki değer, kişilerin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünün korunmasıdır. Ayrıca bu suçla, toplumda birlikte yaşayan bireylerin, yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye “ahlaki ve sosyal bir ödev” olan yardım ve bildirim yükümlülüklerini yerine getirmeleri amaçlanmış ve toplumsal dayanışmanın bu suretle yaşatılması hedeflenmiştir. Yardım veya bildirim yükümlülüğü medeni toplumlarda toplumsal ve sosyal hayatın gerekliliklerinden kaynaklanmaktadır. Bireylerin, zayıfları koruma ve yardım etme görevinin bulunduğu kabul edilir. Ayrıca bu yükümlülüklerin ahlaki bir yönü de vardır. Bu düzenleme ile bireylerin yardıma muhtaç olduğu durumlarda, diğer kişiler bakımından yardımda bulunma ya da en azından ilgili makamlara durumu haber verme mecburiyeti getirilip, yardıma hukuki bir nitelik kazandırılarak, aykırı davranışlar cezai yaptırıma bağlanmıştır. Suçun maddi unsuru yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan bir kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde “Yardım etmemek” yada “durumu derhal ilgili makamlara bildirmemek” şeklindeki ihmali davranışlardır. Kanun koyucu iki tür ihmali davranış öngörmüştür. Bunlardan birinin varlığını suçun oluşumu için yeterli görmüştür. Burada seçimlik hareketli bir suç söz konusu olup, her iki harekette ihmali niteliktedir. Failin yardım etmeme nedeniyle sorumlu tutulabilmesi, failin kendisini veya bir başkasını tehlikeye sokmadan, olanakları, gücü ve yeteneğiyle orantılı biçimde, hal ve koşullara göre yardım yapmasının mümkün olduğunun tespitine bağlıdır. Yardım yapmanın mümkün olduğu sonucuna varıldığında, bu yardımın biçimi ve kapsamı, somut olayın özelliklerine göre, bu bağlamda failin kişisel ve fiziksel özellikleri ile deneyimi, bilgisi, sahip olduğu araçlar, tehlikenin boyutu, ayrıca ani gelişen olaylarda failin şoka girip girmediği de gözetildikten sonra mahkemece takdir edilecektir. Failden beklenen yardım, mağdur için halen var olan zarar ve tehlikenin genişlememesine yönelik ve buna uygun olan koruyucu faaliyetler olabilir. Ancak yardımın yeterli olamayacağı belli ise, failin sorumluluktan kurtulması için durumu derhal ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bildirim yükümlülüğü, iletişim vasıtası cihazlarla, el kol hareketleri ile yazılı veya sözlü olarak yahut herhangi bir biçimde yerine getirilebilir. Belirtilen durumlara maruz kalmış bir kimseyle karşılaşan kişinin hal ve koşullara göre öncelikle mağdura yardım etmesi, mümkün olmaması veya yardımın yetersiz kalacağının anlaşılması halinde ise durumu derhal ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, başkalarının yardım veya bildirimde bulunması, failin yardım veya bildirimde bulunmasını gereksiz kılmış ise, bu durumda bu suçun oluştuğundan söz edilemez.
Bildirimin derhal yapılması, hal ve koşullara göre en uygun bildirme yönteminin tercih edilerek yükümlülüğün gecikmeye meydan vermeksizin durumun ilgili makamların bilgisine iletilmesidir. İlgili makamlardan maksat ise soruşturma yapmakla görevli adliye ve kolluk makamları ile durumu adli makamlara bildirmekle yükümlü diğer resmi kurumlardır. Suçun mağduru, yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan bir kimsedir. Mağdur yaşayan gerçek bir kişi olmalıdır. Suç tipinde mağdurun yaşı, yaralanması veya hastalığı tek başına mağduriyet için şart olarak öngörülmemiştir. Suçun oluşumu için ayrıca mağdurların sayılan sebeplere bağlı olarak kendilerini idare edememesi gereklidir. Mağdurun ne sebeple yardıma muhtaç olduğunun ise önemi yoktur. Kendini idare edemeyecek durumda olma hali ile kastedilen, mağdurun, bir başkasının yardımı olmadığı takdirde, hayatına, sağlığına veya vücut bütünlüğüne yönelik ağır bir tehlikenin mevcudiyeti olması şeklinde anlaşılmalıdır.
Suçun faili olaya sebebiyet veren kişi dışındaki herkes olabilir. Failin, mağdurun yardıma muhtaç hale gelmesine kasta veya taksire dayalı hareketiyle neden olması halinde, failden yardım veya bildirimde bulunması beklenemez; bu nedenle fail sadece işlediği suçtan sorumlu olur. Ancak olaya sebebiyet veren kişi, mağdura yardım konusunda kendiliğinden inisiyatif almış, bu nedenle başkalarının yardım etmesine ve resmi mercilere bildirmesine engel olmuş ve buna rağmen yardımı gerçekleştirmemiş ise, kendiliğinden üstlendiği yardım yükümlülüğünü yerine getirmediği için, fail olarak bu suçtan sorumlu tutulmalıdır. Fail mağduru koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kişi ise, bu durumda terk suçundan söz edilebilir. Failin neticeyi önleme konusunda hukuki bir yükümlülüğü mevcut ise yükümlülüklere aykırı davranışların, diğer şartların da mevcut olması halinde 83. maddede düzenlenen kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi ya da 88. maddede düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun konusu, madde metninde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde mağdurun yaralanması veya zarar görmesidir. Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle mağdurun ölmesi halinde ikinci fıkra hükümleri uygulanır.
Maddenin birinci fıkrasında “tehlike suçu” olarak düzenlenen bu suçun manevi unsuru kasttır. Fail, mağdurun kendini idare edemeyecek durumda olduğunu, yardım veya bildirimde bulunduğu takdirde tehlikenin ortadan kaldırılabileceğini bilecek ve buna rağmen bu yükümlülükleri yerine getirmemeyi isteyecektir. Maddesinin ikinci fıkrasında, netice sebebiyle ağırlaşmış suç haline ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda faile ikinci fıkradaki ağırlaştırılmış ceza uygulanacaktır. Ancak failin bu ağır sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için TCK’nın 23. maddesi uyarınca netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir. Suç tehlike suçu olmasının yanı sıra ihmali suç niteliğindedir. İhmal kesintisiz bir nitelik taşıdığından, diğer yandan sonuca ulaşmamış bir ihmali hareketi değerlendirebilmek ve hangi sonuca yöneldiğini anlayabilmek imkânı bulunmadığından, bu suça teşebbüs mümkün değildir. Yardım veya bildirim yükümlülüğüne aykırı davranan her kişinin ihmali davranışı ayrı bir suçu oluşturacağı için prensip itibariyle bu suçta şeriklik mümkün değildir. İstisnai olarak ortaklık ancak, yardım veya bildirim yükümlülüğü bulunmayan, dolayısıyla, fail olmayan bir kişinin bu konuda yükümlülüğü bulunan faili azmettirmesi suretiyle mümkün olabilecektir.
Fail maddede öngörülen seçimlik ihmali davranışların ikisini birden gerçekleştirdiğinde, bir başka deyişle hem yardım hem de bildirim yükümlülüklerini ihlal ederse, tek bir suçtan sorumlu olur. Ayrıca yardıma muhtaç birden fazla kişi mevcutsa, aynı neviden fikri içtima kuralı uyarınca tek bir cezaya hükmedilmekle birlikte, bu ceza TCK’nın 43/2. maddesi gereğince artırılır. Öngelen tehlikeli durum nedeniyle mağdurun kendini idare edemeyecek duruma gelmesine fail neden olmuşsa ve bu nedenle ölüm gerçekleşmişse, anılan Kanunun 83. maddesinde tanımlanan ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan sorumlu tutulması gerekir. Yargılamaya konu somut olayda;
Sanık E..’in müdür, S..’nin kurucu sahibi, D..’in de öğretmen olarak görev yaptığı özel bir ana okulunda öğrenim gören dört yaşındaki katılanın servisin gelmesine 15-20 dakika kala aynı sınıftaki başka bir öğrenci tarafından doktor raporuna göre “sol yanağında 3-4 cm çapında ısırık izi, sol dirsekte 2,5-3,5 cm çapında ısırık izi, her iki göz etrafında toplam 9-10 adet yüzeysel sıyrıklar” oluşacak şekilde yaralanması üzerine sanıkların katılanı hastaneye götürmedikleri, olayı katılan velisine ya da ilgili birimlere bildirmedikleri iddia edilen olayda, sanıklar E.. ve S..’nin olay günü okulda bulunmadıkları için sorumlu tutulamayacağı, sanık D..’in ise katılanın sınıfından sorumlu olmadığı, sorumlu olduğu kabul edilse bile katılanın yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeyde olduğu ve olaydan kısa bir süre sonra velisinin okula gelmesi nedeniyle bildirim yükümlülüğünün ortadan kalktığı, bu nedenle TCK’nın 98. maddesinde öngörülen yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun oluşmadığı gerekçeleriyle verilen beraat kararlarının isabetli bulunması karşısında, Eylemlere ve yükletilen suça yönelik katılan S.. Y.. vekili ve O Yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 25/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”(Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2014/ 51746 E., 2015/ 40859 K., 25.12.2015 T.)

Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK