
Velayet Hakkı Nedir?
Velayet hakkı; anne ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana (TMK madde 336 f.3), boşanmada ise kendisine bırakılan tarafa; reşit olmayan müşterek çocuğun yetiştirilmesi, kişisel gelişimi ve çeşitli menfaatlerinin korunması adına verilen bir haktır. Bu hak ile çocuğun menfaatine uygun olarak; çocuk veya çocukların bakımı, güvenliği, eğitim ve öğretimi ilgili ebeveynin sorumluluğunda olmaktadır. Ayrıca velayet; çocuğun kişiliğine ve mallarına ilişkin hakları ve ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içermektedir.
Velayetin kapsamı, Türk Medeni Kanunu madde 339’da şekildeki gibi
açıklanmaktadır:
‘’Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar;
önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın
onlardan alınamaz.
Çocuğun adını ana ve babası koyar.’’
Velayet Davası ile Velayetin Değiştirilmesi
Velayet davası; çocuğun velayeti kendisinde olmayan ebeveynin velayeti almak
amacıyla, velayet hakkına sahip eşe karşı açtığı davadır. Bu hususa ilişkin olarak; velayetin değiştirilmesine hakimin, taraflardan birinin istemi üzerine hükmedebileceği gibi kendiliğinden de karar verebilmektedir.
Ayrıca; velayet davası neticesinde velayetin değiştirilmesine hükmedilmesi
durumunda, velayet hakkı kendisine bırakılmayan ebeveynin çocuğun bakımı için aldığı nafaka yani iştirak nafakası yükümlülüğü de sona ermektedir.
Velayetin Kaldırılması
Velayet hakkının velayet sahibi ebeveynden alınarak kaldırılması meselesi, TMK
madde 349’ta aşağıdaki şekilde düzenlenmektedir:
‘’Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:
- Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
- Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması. Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır. Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.’’
Velayet Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Velayetin kaldırılması veya değiştirilmesi davasında görevli mahkeme aile mahkemesi iken, yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesi olmaktadır. Bu hususta taraflar; ilgili talepte bulunacak avukata, Antalya avukata ihtiyaç duyabilmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
1.Velayetin Değiştirilmesi Davası Ne Zaman Açılabilir?
Velayetin değiştirilmesi davası, velayet hakkına sahip olmayan ebeveyn tarafından her zaman açılabilmektedir. Dolayısıyla, bu hususa ilişkin herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır.
2.Velayet Hakkından Feragat Edilebilir Mi?
Ebeveynin velayet hakkından, velayet hakkının feragat edilemez hak olması
sebebiyle, feragat edebilmesi söz konusu olmamaktadır. Buna göre; aksini içeren anlaşmalar da hukuken geçersiz olmakla birlikte, herhangi bir hüküm ve sonuç doğurmazlar.
3.Hakim Velayeti Kime, Neye Göre Verir?
Hakim velayet hakkına sahip olacak ebeveyni tayin ederken öncelikli olarak çocuğun yaşını, hangi ebeveynin yanında kalmak istediğini ve tarafların sosyo-ekonomik durumlarını göz önünde bulundurur. Hakim, bu unsurları değerlendirmek suretiyle velayet tayini veya değiştirilmesi konusuna dair karar vermektedir.
4.Velayet Davası Reddedilirse Yeniden Dava Açılabilir Mi?
Velayet davasının reddedilmesi durumunda, davacı tarafından her daim yeniden dava açma hakkı bulunmaktadır. Ancak; reddedilen velayet davasının üzerinden zaman geçmesi veya koşulların değişmesinin beklenmesi, yeniden dava açmak için daha uygundur.
5.Velayet Kendisinde Olmayan Ebeveyn Çocuğun Giderlerine Katılmak Zorunda Mı?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 26.01.2017 Tarihli, 2015/19212 Esas, 2017/662 Karar nolu kararında; ‘’TMK.’nın 182/2 maddesinde; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğunun giderlerine katılmakla yükümlüdür. Diğer taraftan iştirak nafakası belirlenirken ana ve babanın ekonomik durumları göz önünde tutulmakla birlikte velayet hakkı kendisine tevdi olunmuş tarafın bu görev nedeniyle emeğinin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olağan harcamaların da dikkate alınması zorunludur. Ne var ki, nafaka miktarının belirlenmesine esas alınması gereken giderlerinin makul sınırlar içinde kalmasına özen gösterilmesi ve velayet kendisine bırakılmayan tarafın ağır yükümlülüklere maruz bırakılmaması gerekmektedir.’’ ifadelerinden anlaşılacağı üzere, velayet hakkı kendisinde bulunmayan ebeveyn de soy bağı hükümleri gereğince çocuğun giderlerine katılmak zorundadır.
6.Çocuk Velayeti Kendisinde Olmayan Anne-Babası ile Görüşmek İstemezse Ne Olur?
Velayet hakkında olduğu gibi kişisel ilişki kurma hakkında da 8 yaş üstü yani idrak yaşında olan çocuğun, uzmanlar tarafından alınan beyanları dikkate alınmaktadır. Dolayısıyla çocuk, velayeti kendisinde olmayan anne veya babası ile görüşmek istemez ise ilgili ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı kaldırılır. Buna ilişkin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 14.12.2015 Tarihli, 2015/7575 Esas, 2015/23897 Karar nolu kararında alıntılanan söylemlerde bulunmuştur: ‘’Velayeti anneye verilen müşterek çocuk 2004 doğumlu olup idrak çağındadır. Duruşmada ve mahkemece görevlendirilen uzmanlarca dinlenmiş, babası ile görüşmek istemediğini beyan etmiştir. Çocuklarla kişisel ilişki kurulurken; analık ve babalık duygularının tatmini yanında çocuğun bedeni, fikri ve ahlaki gelişimi ile yüksek yararının da gözetilmesi gerekir. Değişen yıllarda her zaman istenebilir. Mahkemece tarafların kusur durumları, uzman raporu, idrak çağında olan müşterek çocuğun açıkladığı görüşü ve çocuğun yüksek yararı gözetilerek davacı baba ile bu aşamada kişisel ilişki kurulmaması gerekirken (TMK.md.324), yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.’’
7.Velayet Anneye Mi, Babaya Mı Verilir?
Müşterek çocuk üzerindeki velayet hakkı, her iki tarafa da verilebilen bir hak
olmaktadır. Buna karşın; velayetin anneye verilmesinde herhangi bir engel
bulunmaması koşuluyla, çocuğun yaşı küçük ise velayetin genel olarak anneye
verilmesi daha çok tercih edilmektedir.
8.Ortak Velayet ile Çocuk Velayet Altına Alınabilir Mi?
Türk hukukunda kural olarak; ortak velayetin kabul edilmemesine karşın, gelişen hukuki ve sosyal konular çerçevesinde mahkemeler tarafından uygulanmıştır. Dolayısıyla; ortak velayet kavramının kullanılması ve uygulanması, özellikle mahkeme kararlarında ve içtihatlarda yer almaktadır.
Mahkeme tarafından ortak velayetin kabulü, çeşitli koşul ve durumlara bağlı
olmaktadır. Buna göre ortak velayet kararının verilmesi; çocuğun üstün yararının gözetilmesi, ebeveynlerce ortak velayetin kabulü ve işbirliği yapmaları, ortak velayete ilişkin herhangi bir engelin olmaması, idrak yaşında ise çocuğun görüşünün alınması, uzman görüşü ve sosyal inceleme raporlarına bağlıdır.
9.Boşanmada Velayeti Karşı Tarafın Almasını Kabul Ettim, Geri İsteyebilir Miyim?
Velayet hakkının diğer tarafın rızası ile karşı tarafa bırakılması halinde de velayet hakkına sahip olmayan ebeveyn ilgili hakkı isteyebilmektedir. Buna binaen velayet hakkı, boşanmada protokol veya başka bir şekilde karşı tarafa verilse dahi, talep edilebilirdir.
10.Çocukla Kişisel İlişki Kurma Hakkı Nedir, Kime Aittir?
Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı; velayet hakkı kendisinde olmayan ebeveyne ait ve çocukla düzenli olarak görüşmek suretiyle ilişki kurmasını sağlayan bir haktır. Ayrıca kişisel ilişki kurma hakkı, mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınmaktadır.
11.Büyükanne-Büyükbabanın Çocuk ile Kişisel İlişki Kurma Hakkı Var Mıdır?
TMK madde 325’te ilgili hususa dair ‘’Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun
menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.’’ denilmekte, dolayısıyla büyükanne ve büyükbabanın torunları ile kişisel ilişki kurma hakkı çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde kanunen var olmaktadır. Buna ek olarak, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 29.09.2020 Tarihli, 2020/3888 Esas, 2020/4296 Karar nolu kararında; ‘’Davacılar küçüğün büyük annesi ve büyük babası olup, torunlarını sevme, onunla kişisel ilişki kurulmasını isteme, en doğal haklarıdır. Baba ve davacılar arasında anlaşmazlık bulunması, davacıların torunları ile kişisel ilişki kurmasına engel teşkil etmemelidir. Annesini kaybetmiş çocukların bu eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi ve sosyal inceleme raporunda da belirtildiği üzere kurulacak kişisel ilişkinin çocukların yas sürecindeki ruhsal durumunu da destekleyeceğinin belirlenmesi, onların yararına olacaktır. İlk derece mahkemesince kişisel ilişki süresinin düzenlenmesine karar verilmesi doğru ise de; davacılar ile Enes (2010) ve …(2013) arasında dini bayramlarda ve her ayın 4. Pazar günü yatısız olarak kurulan kişisel ilişki süresinin az olduğu anlaşılmaktadır. Davacılar ile torun arasında çocukların menfaati de göz önüne alınarak, yatılı olacak şekilde daha uygun süreli ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde, kişisel ilişki kurulmasına karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.’’ şeklinde karara varmıştır.
Velayet Davası ve Velayetin Değiştirilmesine İlişkin Bazı Yargıtay Kararları
- ‘’Davacının müşterek çocuğun velayetinin anneden alınıp kendisine verilmesi yönündeki talebi, bir “çekişmesiz yargı” işidir (6100 s. HMK, m. 382/2-13). Çekişmesiz yargı işlerinde de, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taleple bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmiştir (6100 s. HMK m.384). Velayetin kaldırılması veya ebeveynlerden birinden alınarak diğerine verilmesine, yahut kaldırılan velayetin iadesine ilişkin davalardaki yetki konusunda, Türk Medeni Kanununda aksine bir düzenleme bulunmadığına göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki “çekişmesiz yargı” ile ilgili genel yetki kuralı burada da uygulanacaktır. O halde, davacı kendi oturduğu yer mahkemesinde de bu davayı açabilir. Öyleyse, yetki itirazının reddi ile işin esasının incelenmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile yetkisizlik kararı verilmesi doğru bulunmamıştır.’’ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 21.04.2015 Tarihli, 2015/1474 Esas, 2015/8126 Karar nolu karar)
- ‘’Somut olayda, mahkemece davalı baba ve müşterek çocuklar yönünden rapor tanzim ettirilmiştir. Ancak, davacı anne hakkında psikolog, pedegog ve sosyal çalışmacı bilirkişi tarafından velayete ilişkin sosyal inceleme raporu alınmamıştır. O halde mahkemece, yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir heyetten anne ile de ilgili rapor alınarak diğer delillerle birlikle değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.’’ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.05.2017 Tarihli, 2017/773 Esas, 2017/5299 Karar nolu karar)
- ‘’Somut olayda, mahkemece baba ve ortak çocuk yönünden rapor tanzim
ettirilmiştir. Ancak, 04.03.2016 tarihli psikolojik danışman ve rehber öğretmen bilirkişi tarafından velayete ilişkin düzenlenen sosyal inceleme raporu hüküm tesisi için yeterli değildir. O halde yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak oluşturulacak üçlü heyetten her iki ebeveyn ve çocuk için bulundukları yerde inceleme yapılıp rapor alınarak, diğer delillerle birlikle değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla velayet yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.’’ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 12.01.2017 Tarihli, 2016/23759 Esas, 2017/319 Karar nolu karar) - ‘’Dosya incelendiğinde, davanın açıldığı 02.12.2013 tarihinden itibaren
yargılama süreci boyunca tarafların ortak çocuklarının davacı-karşı davalı anne yanında kaldıkları sabittir. Mahkemece alınan sosyal inceleme raporunda, çocukların anne yanında kalmalarının fiziksel, sosyal, kültürel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyeceği hususu ispatlanmamış olup, duruşmada dinlenen ortak çocukların da velayet hususunda ebeveynleri arasında seçim yapmak istemedikleri anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı babanın ise kendisine yeni bir aile düzeni kurmuş olması ve çocukların alıştıkları çevreden ayrılmaması ilkeleri bir arada değerlendirildiğinde ortak çocuklar Hasan ve Ahmet Emre’nin velayetlerinin davacı-karşı davalı anneye verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle davalı-karşı davacı babaya verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.’’ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.01.2021 Tarihli, 2020/6360 Esas, 2021/431 Karar nolu karar) - ‘’Mahkemece, alınan sosyal inceleme raporları ve tarafların ortak çocuklarının beyanları nazara alınarak 11.05.2003 doğumlu …. ile 02.04.2008 doğumlu ….’in velayetleri davacı- karşı davalı anneye bırakılmış, baba ile ortak çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmuştur. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir. Davalının davayı kabulü de tek başına hukuki sonuç doğurmaz.’’ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.02.2017 Tarihli, 2016/7741 Esas, 2017/1217 Karar nolu karar)
ANTALYA VELAYET AVUKATI – ANTALYA AİLE AVUKATI
Velayet davası, boşanma sürecinde veya sonrasında çocuğun kimde kalacağına karar verilmesi açısından son derece hassas ve önemli bir hukuki süreçtir. Antalya’da velayet davası açmayı düşünen kişiler için uzman bir Antalya avukat ile çalışmak, sürecin hem yasal hem de duygusal boyutunun doğru şekilde yönetilmesi açısından büyük önem taşır. Aile Mahkemesi nezdinde yürütülen bu tür davalarda, çocuğun üstün yararı gözetilerek karar verilir. Profesyonel bir Antalya aile hukuku avukatı, müvekkilinin haklarını koruyarak, velayet sürecinde en etkili şekilde temsil sağlar. Velayet davalarında tecrübe, bilgi ve doğru strateji başarıya giden yolu belirler. Hukuki danışmanlık veya vekillik hizmeti almak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.