
SUÇUN KANUNİ TANIMI
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu, Türk Ceza Kanunu’ nun “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığı altında madde 282’ de düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesinde;
TCK Madde 282- (1) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır.
(4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz.
ifadelerine yer verilmiş; düzenleme ile suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin ekonomik sisteme dahil edilmesi engellenerek ekonomik sistemin güvenilirliği sağlanmak istenmiştir.
SUÇUN ŞARTLARI
TCK m.282 hükmü kapsamında suçun oluşumu belirli şartların varlığına bağlıdır. İşbu şartlar:
1- Öncül suç, suç geliri elde edilmesini mümkün kılan suçtur. TCK m. 282 kapsamında suçun oluşumu bakımından ilk şart, aklamaya konu malvarlığı değerlerinin öncül suç işlenerek elde edilmiş olmasıdır.
2-Suçun oluşumu bakımından gerekli bir diğer husus ise öncül suçun alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suç olmasıdır. Nitekim kanun maddesinde açıkça “altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suç” kavramına yer verilmiştir. Bu nedenle yalnızca adli para cezasını gerektiren veya alt sınırı altı aydan daha az hapis cezasını gerektiren suçlardan elde edilen malvarlığı değerleri işbu suçun konusunu oluşturmayacaktır.
3- Öncül suçun zamanaşımına uğramış olması veya kişisel cezasızlık sebepleri vb. sebeplerden dolayı fail hakkında cezaya hükmedilmemesi gibi nedenler failin, TCK m. 282 kapsamında suçtan sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Failin öncül suçtan cezalandırılmaması veya yargılanamaması halinde dahi ilgili suç tipinden cezalandırılması mümkündür.
SUÇUN UNSURLARI
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu hem objektif hem de sübjektif unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde şu temel yapı taşlarına sahiptir:
1-Fiil (Hareket Unsuru): TCK m. 282/1 hükmünde “Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” ifadelerine yer verilmiş olup suçun oluşumu bakımından iki ayrı seçimlik hareket öngörülmüştür. Seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmiş olması suçun oluşumu bakımından yeterlidir.
- Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak: Kanunda öngörülen ilk seçimlik hareket suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin yurt dışına çıkarılmasıdır. Yurt dışına çıkarma fiili, fiziki olabileceği gibi bankacılık sistemi gibi yöntemler kullanılmak suretiyle de işlenebilir.
- Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırma maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutmak: Kanunda öngörülen ikinci seçimlik hareket, çeşitli işlemlere tabi tutma fiilidir. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizleyen veya meşru yollarla elde edildiği konusunda kanaat uyduran her eylem, çeşitli işlem olarak ele alınabilir. Suç, seçimli hareketli bir suçtur.
Yine TCK m. 282/2 hükmünde “Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” ifadelerine yer verilmiş; “satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma” eylemlerinin suçun oluşumuna sebebiyet vereceği belirtilmiştir.
2-Fail: TCK m. 282 kapsamında suçun faili bakımından herhangi bir özel şart aranmamıştır. Suçun failinin herkes olabilmesi mümkündür.
3-Mağdur: İlgili suç bakımından mağdur, toplumdur.
4-Suçla Korunan Hukuki Değer: Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu, “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olup bu suç tipi ile korunan hukuki değer, mali sistemin bütünlüğü, istikrarı ve güvenilirliğidir.
5-Manevi Unsur: Suç, kasten işlenebilen bir suç olup taksirle işlenebilmesi kanunen mümkün değildir.
CEZAYI ARTTIRAN VE AZALTAN HALLER
Türk Ceza Kanunu m. 282’ de düzenlenen işbu suç tipi, bazı durumlarda daha ağır cezayı gerektirir şekilde düzenlenmiştir. TCK m.282/3 uyarınca ilgili suçun kamu görevlisi veya belirli bir meslek sahibi kişi tarafından mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında; TCK m. 283/4 uyarınca suçun suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ise verilecek ceza bir katı oranında arttırılacaktır.
Etkin pişmanlık, failin işlediği fiil nedeniyle pişman olması ve suçun sebep olduğu zararı gidermesi halinde fail hakkında ceza indirimi yapılmasını sağlayan bir maddi ceza hukuku kurumudur. TCK m. 282/6 hükmü uyarınca failin gerçeği söylemesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması mümkündür. İlgili kanun maddesinde; kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında cezaya hükmolunmayacağı belirtilmiştir.
ŞİKAYET SÜRESİ, ZAMANAŞIMI VE GÖREVLİ MAHKEME
TCK m. 282 kapsamında düzenlenen işbu suç şikayete tabi olmayıp soruşturma işlemleri savcılık tarafından re’sen gerçekleştirilir. Suçun soruşturulması için şikayet süresi olmamasına rağmen dava zamanaşımı 15 yıllık süreye tabidir. Görevli mahkeme ise Asliye Ceza Mahkemeleri’dir.
ADLİ PARA CEZASI, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARI VE ERTELEME
TCK m. 282/1 uyarınca; alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Cezanın alt ve üst sınırları ele alındığında; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi ve cezanın ertelenmesi mümkündür. Buna karşın hapis cezasının adli para cezasına çevrilebilmesi mümkün değildir.
KONUYA İLİŞKİN KARARLAR
“…Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde; 1.Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için failin, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkarması veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutması gerektiği nazara alınarak; Dosya kapsamında bulunan 27.05.2015 tarihli MASAK değerlendirme raporunda; öncü suç olan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kaynaklanan ve dava konusu olan mal varlığı değerinin gayrimeşru kaynağının gizlenerek meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırılmak maksadıyla tabi tutulduğu belirlenen; sanığın 2013 yılında araba satın alıp kayınpederi R.D.’ye devretmesi, sanığın babası tarafından 2011 yılında spor salonu açılması ile 2012 yılında daire satın alınması şeklindeki işlemlerin “muhtemelen” sanığın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini anılan şahıslar üzerine aktarması ve bu şekilde suç gelirinin yasadışı kaynağından uzaklaştırılarak aklamaya tabi tutulması suretiyle gerçekleştirildiğinin belirtilmesi karşısında; sanığın suçtan kaynaklandığı iddia olunan mal varlığı değeri ile araba satın alıp salt kendi uhdesinde tutmasının atılı suçu meydana getirmeyeceği ancak koşulları varsa müsaderesine karar verilebileceği gözetilerek; anılan şahısların söz konusu taşınır ve taşınmazları suçtan kaynaklandığı iddia olunan malvarlığı değerleri ile edindikleri hususunun şüpheye mahal bırakmayacak ve Yargıtay denetimine açık olacak şekilde tespiti amacıyla, anılan şahıslar hakkında işlem tarihlerinden önceki ve sonraki dönemi kapsayacak şekilde gelir getirici tüm faaliyetlerinin de soruşturulması suretiyle detaylı malvarlığı araştırması yaptırılarak konusunda uzman bilirkişi heyetine dosyanın tevdi edilmesiyle belirtilen hususları içerecek şekilde detaylı rapor düzenlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 2.Esas itibariyle suç delillerini gizleme, yok etme suçunun özel bir şekli olan suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama suçunun maddi konusu, öncül suçtan elde edilen malvarlığı değerleridir. Hukuki konusu ise, gerek kanunun sistematiği içindeki yeri, gerek madde gerekçesi ve gerekse düzenleme sarahatine göre, suç işlemek suretiyle veya dolayısıyla elde edilmiş olan ekonomik değerlerin meşruiyet görüntüsü kazandırılarak ekonomik sisteme sokulmasının, aynı zamanda suç delillerinin değiştirilmesi, gizlenmesi ve dolayısıyla suçlunun kayrılmasının, suçla mücadelenin etkin biçimde sürdürülebilmesinin teminini amaçlayan suçlardır. Bu suçun mağduru, güven ortamında yaşama hakkına sahip toplumun her bir ferdidir. Öncül suçun mağduru, doğrudan zarar gördüğü öncül suç bakımından suçtan doğrudan zarar gördüğünden, kovuşturma aşamasında CMK’nın 260. maddesi gereğince istinaf kanun yoluna başvurma hakkını kullanabilir ise de doğrudan zarar görmediğinden suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu yönünden bu hakları haiz değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Müsnet Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama suçunun niteliğine göre suçtan doğrudan zarar gören sıfatı bulunmayan katılan kurum ve şirket vekillerinin davaya katılma hakları bulunmadığı ve buna rağmen verilen katılma kararının da hükmü istinaf etme hakkı vermeyeceği gözetilerek; İlk derece mahkemesince sanık hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan 2 yıl 11 ay hapis ve 416 gün adli para cezasına hükmolunduğu, Bölge Adliye Mahkemesince bu hükmün kaldırılarak, sanığın atılı suçtan 3 yıl 4 ay hapis ve 500 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ancak aleyhe istinaf talebi olmadığından yeniden yapılan yargılama sonucunda sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 283 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kazanılmış hakkın gözetilmesi gerekirken bundan zuhul ile yazılı olduğu biçimde karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.” (Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2024/ 4155 E., 2024/ 19482 K., 19.12.2024 T.)
“…Her ne kadar sanıklar hakkında suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile beraat kararları verilmişse de, dosya içeriğinde bulanan belge ve bilgiler itibarıyla yapılan incelemede, öncül suç oluşturabilecek eylemlere ilişkin değerlendirmelerin denetime olanak sağlayacak şekilde araştırılıp tartışılmasının gerekliliği karşısında, bu kapsamda sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan dava açılıp mahkumiyet hükümleri kurulduğu ancak temyiz üzerine Yargıtay tarafından zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği, yine sanık … hakkında Vergi Usul Kanunu’na aykırılıktan, sanık … hakkında ise resmi belgede sahtecilik suçlarından yapılan yargılamaların neticesinde zamanaşımı nedeniyle düşme hükümlerinin verildiği gözetildiğinde, bu suçlara ilişkin nispi muhakeme usulüne uygun bir değerlendirme yapılıp soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki deliller irdelenerek suç tarihlerinin de net olarak tespit edilmeye çalışılması ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu açısından öncül suç teşkil edip etmediklerine ilişkin illiyet bağının tartışılmadığı, sanık …’nun ticari ilişki içerisinde olduğu … isimli şahsın 28.11.1995 tarihinde öldürülmesi olayı ile ilgili mahkumiyet hükmünün bulunduğu ve bu şahsın ölümünden sonra ticari senetleri elinde bulunduran … isimli kişiye yönelik, ölüm olayından yaklaşık 7-8 ay sonra başlayıp net olarak tespit edilemeyen bir tarihe kadar senetleri ele geçirmek amacıyla yağma suçunun işlendiğine ilişkin sanık … hakkında yargılama yapıldığı ve mahkumiyet kararı verildiği göz önüne alındığında, bu dosyanın da incelenerek suç tarihinin net olarak tespiti ile öncül suç açısından delillerin değerlendirilmesi gerekliliğine uygun hareket edilmediği, anılan eylemler ve kararlarla ilgili sadece mükerrir dava bulunduğuna ilişkin ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilamına yönelik açıklama yapılmakla yetinildiği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalar ışığında, Anayasa Mahkemesince, ihlal kararının gerekçesinde yer alan, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuna esas alınan öncül suçların işlenip işlenmediğine, bu hususlarda soruşturma/kovuşturma işlemi yapılıp yapılmadığına, kayıt dışı para ile suçtan kaynaklanan gelirin ayrımının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitine ilişkin somut bulguların gerekçe içeriğinden anlaşılamadığına dair hususlarda da gerekli araştırma ve tartışmanın yapılarak tüm eksiklikler giderildikten sonra delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuştur…” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2023/ 7721 E., 2024/ 12804 K., 17.10.2024 T.)
“…Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için failin, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini, yurt dışına çıkarması veya gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutması ve bu doğrultuda öngörülen bu seçimlik hareketlerin gerçekleştiği anda ilgili malvarlığı değerinin suçtan elde edildiğini bilerek bu kastla hareket etmesinin gerektiği, oysa somut dosya kapsamından her ne kadar sanığın öncül suç olan hırsızlıktan elde ettiği gelir veya malvarlığı değerlerini aklama işlemlerine tabi tuttuğu kabul edilmiş ise de, bu yönde hangi tür işlemlere tabii tutulduğu şüpheye yol açmayacak şekilde belirtilmeden, bu konuda herhangi bir tespit ve değerlendirmede bulunulmadan sadece soyut bir kabulle Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun işlediğinden bahisle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, 2-Somut olayda, hırsızlık suçundan elde edilen 60,000 TL’nin TCK’nın 54-55 inci maddeleri gereğince müsaderesinin sanığın hırsızlık suçundan yargılamasının yapıldığı mahkemede değerlendirilmesinin gerektiği, bu yönde bir müsadere kararı verilmemişse her zaman bu konuya ilişkin bir karar verilebileceği gözetilmeden uygulama imkanı olmayan araçlar ve arsa payı üzerinden müsadere kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2023/ 13443 E., 2024/ 1696 K., 07.02.2024 T.)
“…Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için failin, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini, yurt dışına çıkarması veya gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutması gerektiği; somut olayda öncül suç niteliğindeki “uyuşturucu madde ticareti” suçundan sanıklar hakkında kamu davası açılıp yargılama yapıldığı, atılı suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçunu oluşturduğu belirlenen son işlem tarihinin …… yönünden 18.06.2003, ……. yönünden 05.11.2001, … yönünden 21.07.2003, … yönünden 08.06.2001 ve … yönünden 05.08.2004 olduğu, sanıklara atılı bulunan suçun suç tarihi itibariyle 4208 sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanunun 7. maddesinde düzenlendiği, yine aynı Kanunun 8. maddesinde bu suça ilişkin kovuşturma zamanaşımının 10 yıl olarak belirlendiği, anılan maddede 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 16. maddesi ile yapılan değişiklik üzerine kovuşturma zamanaşımı süresinin 15 yıla çıkartıldığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuna, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 282. maddesinde yer verilmesi üzerine 18.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki Kanunun 26. maddesi ile 4208 sayılı Kanunun 7 ve 8. maddelerinin yürürlükten kaldırıldığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun düzenlendiği TCK’nın 282. maddesinin, 26.06.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değiştirilmeden önceki ilk halinde; “cezanın üst haddinin 5 yıl” olarak düzenlendiği ve TCK 66/1. maddesi uyarınca 8 yıllık olağan ve TCK’nın 67. maddelerinde belirlenen 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi olduğu, tüm bu yasal düzenlemelerin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucu zamanaşımı bakımından, TCK’nın 282. maddesinin 26.06.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değiştirilmeden önceki ilk halinin sanıklar lehine olduğunun anlaşılması karşısında anılan Kanunun 66/1-e ve 67. maddelerinde belirlenen dava zamanaşımının sanıklar …, …, … ve … yönünden sorgu tarihleri ile karar tarihi, sanık … yönünden ise iddianame tarihi ile sorgu tarihi arasında gerçekleştiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle BOZULMASINA…” (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2016/ 7152 E., 2017/ 3829 K., 17.04.2017 T.)
Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK