İŞ KAZASINDAN DOĞAN TAZMİNAT DAVALARI

İş kazasından doğan tazminat davaları, işyerinde meydana gelen kazalar sonucu işçinin uğradığı zararların giderilmesi amacıyla açılan hukuki süreçlerdir. Bu davalar, işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri ile işçinin haklarının korunması açısından büyük önem taşımakta, iş kazalarının sonuçlarının adil bir şekilde tazmin edilmesini sağlamaktadır. Bu yazımızda, iş kazasından doğan tazminat davalarının hukuki dayanakları, dava şartları, yasal süreleri ve uygulamadaki yerleri ayrıntılı olarak incelenecektir.

KANUNİ TANIM

İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren her türlü olay, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu kapsamında iş kazası olarak tanımlanmaktadır.

Bunun yanı sıra 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’ nun 13. maddesinde iş kazasına sebep olabilecek durumlar açıkça belirtilmiştir. Söz konusu kanun maddesine göre;

  • Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
  • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle
  • Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda
  • Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
  • Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,

meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren her türlü olay, iş kazası olarak adlandırılmaktadır. İlgili hükümden anlaşılacağı üzere; bir kazanın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için işyerinde gerçekleşmesi zorunlu olmayıp işin yürütümü sırasında veya işveren tarafından sağlanan taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında da meydana gelmiş olması yeterlidir. Ayrıca, işyerinde bulunulan zaman dilimi, görevli olarak işyeri dışına gönderilme veya iş mevzuatı gereği süt izni gibi özel durumlarda geçirilen zamanlarda gerçekleşen kazalar da iş kazası kapsamına girmektedir. İş kazasından doğan tazminat davaları ise, bu kazalar sonucu işçinin bedensel veya ruhsal zarar görmesi hâlinde, uğradığı zararların işveren tarafından tazmin edilmesini sağlamak amacıyla açılan davalardır.

İŞ KAZASI NEDENİYLE TALEP EDİLEBİLECEK TAZMİNATLAR

İş kazası sonucu meydana gelen zararlar, olayın niteliğine göre farklı tazminat kalemlerini gündeme getirmektedir. Yaşanan iş kazası sonucunda işçinin ölümü halinde mirasçıları ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından maddi tazminat, manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı; işçinin yaralanması halinde ise işçi tarafından maddi ve manevi tazminat, geçici iş göremezlik tazminatı veya sürekli iş göremezlik tazminatı talep edilmesi mümkündür.

1-İşçinin ölümü halinde: İş kazası sonucu işçinin hayatını kaybetmesi durumunda, işçinin mirasçıları ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler, uğradıkları maddi ve manevi zararların karşılanması için çeşitli tazminatları talep edebilirler. Bu tazminatlar genel olarak üç ana başlık altında toplanmaktadır: maddi tazminat, manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı.

  • Maddi tazminat: İşçinin ölümü halinde maddi tazminat davası ile istenebilecek zarar ve kayıplar Türk Borçlar Kanunu m.53 hükmü ile düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesi uyarınca ölüm halinde; cezane giderleri, tedavi giderleri, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradığı kayıplar maddi tazminat davası yoluyla talep edilebilecek alacak kalemleridir.
  • Manevi tazminat: Manevi tazminat, işçinin ölümü nedeniyle yakınlarının yaşadığı psikolojik ve duygusal zararları gidermeye yönelik tazminattır. Türk Borçlar Kanunu’ nun 56. maddesi ile düzenleme altına alınan işbu tazminat türü, vefat eden işçinin yakınlarının maruz kaldığı acı, keder, üzüntü ve psikolojik sarsıntının karşılanması amacını taşımaktadır. Manevi tazminat miktarı, olayın niteliği gibi faktörlere göre mahkeme tarafından belirlenir.
  • Destekten yoksun kalma tazminatı: Destekten yoksun kalma tazminatı ancak iş kazası neticesinde işçinin ölümü halinde ortaya çıkan bir tazminat türüdür. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen bir kişi yaşarken destek verdiği kişilerin aldığı desteğin ölüm sebebiyle ortadan kalkması halinde uğradıkları zarardır. Ölen işçiden ölümü öncesi yaşarken destek alan herkes ve bu kişilerle birlikte ileride bu destekten yararlanması söz konusu olan kişiler, destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkına sahiptir. Tazminat miktarının belirlenmesinde işçinin net geliri, karşılıklı kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları gibi tüm hususlar dikkate alınır.

2-İşçinin yaralanması halinde: İş kazası sonucunda işçi yaralanmışsa, hem uğradığı bedensel ve ruhsal zararların telafisi hem de iş göremezlik sürecinde yaşadığı maddi kayıpların karşılanması amacıyla çeşitli tazminat taleplerinde bulunabilir. Bu tazminatlar genel olarak şu başlıklar altında incelenir:

  • Maddi tazminat: İş kazası nedeniyle maddi tazminat, yaralanan işçinin; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar gibi maddi ve objektif, hesaplama konusu edilebilir kayıplarını karşılamaya yönelik olarak talep edilir.
  • Manevi tazminat: İş kazası nedeniyle yaşanan yaralanmanın işçide oluşturduğu fiziksel acı, psikolojik travma ve yaşam kalitesindeki düşüş sebebiyle manevi tazminat talep edilmesi mümkündür. Manevi tazminat, işçinin yaşadığı fiziksel acı ve ızdırap, psikolojik rahatsızlıklar ve sosyal hayatta uğradığı olumsuz etkilerin karşılanması için ödenir. Tazminat miktarı, yaralanmanın ciddiyeti, işçinin yaşadığı sıkıntıların derecesi ve mahkemenin takdirine göre belirlenir.

İŞ KAZASI TAZMİNATI NASIL HESAPLANIR ?

İş kazası nedeniyle talep edilebilecek tazminatlar yukarıda da açıklandığı üzere; manevi tazminat hariç temelde ölüm halinde iki, yaralanma halinde üç kalemde talep edilebilir. İşbu tazminat kalemleri; ölüm halinde destekten yoksun kalma ve sair maddi, yaralanma halinde ise tedavi giderleri, geçici iş göremezlik tazminatı, kalıcı iş göremezlik tazminatı şeklindedir.

  • Tedavi giderleri zarar görenin tedavi süreci için yapmış olduğu her türlü ilaç, hastane, ulaşım, bakıcı vb. giderlerden oluşmaktadır. Tedavi giderleri, tarafların kusur oranları tenzil edilmek suretiyle hesaplanır.
  • Geçici iş göremezlik tazminatı, kişinin çalışma gücünden tam yoksun olduğu dönem yaşayacağı gelir kaybından oluşmaktadır. Gelir kaybı da tarafların kusur oranları tenzil edilmek suretiyle hesaplanır.
  • Kalıcı iş göremezlik tazminatı, kişinin hayatı boyunca maluliyet oranınca uğrayacağı işgücü kaybıdır. Kalıcı iş göremezlik tazminatının hesaplanmasında; TRH-2010 tablosu uyarınca bakiye ömür ve tenzil oranları dikkate alınır. Yine belirtmek gerekir ki; hesaplama işçinin çalışması halinde son yıllık gelirinin ortalaması üzerinden çalışmıyorsa asgari ücret üzerinden gerçekleştirilir.

ÖRNEK HESAPLAMA

Olay: 35 Yaşında X isimli işletmede 40.000-TL brüt ücret ile çalışan Ahmet, çalışma esnasında iş kazası geçirmiştir. İş kazası sonucunda 3 ayak parmağını kaybeden Ahmet, 3 ay boyunca hiç çalışamayacak ve bakıcıya muhtaç olacak şekilde yaralanmıştır. Hayatının devamında ise kaza sebebiyle %20 iş gücü kaybına uğramıştır. Maluliyet oranı %20’ dir. Söz konusu kazanın oluşumunda işveren %60, işçi Ahmet ise %40 kusurludur.

Mevcut olay ele alındığında; Ahmet isimli işçinin kazanabileceği maddi tazminatlar ve hesaplamaları şöyledir:

1-Tedavi Giderleri: Ahmet, olay sebebiyle yapmış olduğu tüm hastane ödemelerinin, ilaç ödemelerinin, protez vb. tıbbi cihaz ödemelerinin ve 3 aylık bakıcı giderinin, tedavi giderleri adı altında tazminini işverenden talep edebilir. Ancak talep edilebilecek tedavi giderleri, tarafların kusur oranları tenzil edilmek suretiyle hesaplanacaktır.  Somut olay ele alındığında; iş kazasının oluşumunda Ahmet %40, işveren %60 kusurludur. Bu kapsamda Ahmet, yapmış olduğu harcamaların kusur oranları dikkate alındığında ancak %60’ lık kısmını işverenden talep edebilecektir. Dolayısıyla Ahmet’ in yaptığı harcamaların, 100.000-TL civarında olması halinde işverenden talep edilebilecek tazminat bedeli 60.000-TL olabilecektir.

2-Geçici İş Göremezlik Zararı: Ahmet, üç ay boyunca iyileşme sürecinde tam malul kalmış ve gelir elde edememiştir. Ahmet’ in geçici iş göremezlik zararı hesaplanırken, üç aylık maaşı üzerinden kusur oranları tenzil edilerek hesaplamada bulunulacaktır. Dolayısıyla Ahmet, (40.000*3)*(60/100)=72.000-TL bedelinde tazminat talep etme hakkına sahip olacaktır.

3-Kalıcı İş Göremezlik Zararı: 35 yaşında olan Ahmet’ in TRH-2010 yaşam tablosuna göre bakiye ömrü, 39,67 yıldır. Hayatı boyunca kalıcı maluliyete haiz olacak Ahmet’ in kalıcı iş göremezlik zararı hesaplanacak olursa; (39,67*12*40000)*(2/100)*(60/100)=2.284.992,00-TL sonucuna ulaşılacaktır.

**Belirtmek gerekir ki; söz konusu hesaplama yönetimi basitçe anlatılabilmesi adına farazi olarak gerçekleştirilmiştir. Bakiye yaşam süresi, aktif ve pasif dönem şeklinde ikiye ayrılmakta olup gelecek dönemler için başkaca değişkenlerle progresif rant yöntemi ile artırma ve iskonto yöntemleri ile artırma ve iskonto yöntemleri kullanılarak hak kazanılan tazminat hesaplaması gerçekleştirilmektedir. 

KURUMA BİLDİRİMDE BULUNULMASI VE TESPİT DAVASI

Bir olayın hukuki anlamda “iş kazası” sayılabilmesi için, yalnızca olayın işyerinde veya işin yürütümü sırasında meydana gelmiş olması yeterli değildir. İşveren, iş kazasının gerçekleştiğini öğrendiği andan itibaren en geç üç iş günü içerisinde durumu Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirim, doğrudan kurum yetkililerine yapılabileceği gibi, taahhütlü posta yoluyla da gerçekleştirilebilir. Eğer işveren tarafından bu bildirim yapılmamışsa, işçi elinde bulunan belgelerle doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurarak olayın iş kazası olarak tanınmasını talep etme hakkına sahiptir.

Yaşanan olayın iş kazası olarak tespit edilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilgili mevzuat uyarınca olayı iş kazası olarak kabul etmesi veya SGK tarafından iş kazası olarak kabul edilmeyen hallerde, yetkili mahkemeler nezdinde iş kazasının tespiti davası açılması gerekmektedir.

İş kazasının varlığı tespit edilmeden doğrudan iş kazasına dayalı tazminat davası açılması halinde, mahkemece iş kazasının varlığı incelenecek olup bu kapsamda davacıya, öncelikle SGK’ya başvuru yapması ve başvurunun olumsuz sonuçlanması halinde iş kazasının tespiti için yetkili ve görevli mahkemede dava açması için süre tanınır. İş kazasının tespiti adına dava açılması halinde işbu dava tazminat davası bakımından bekletici mesele yapılır.

DAVA SÜRECİ VE ARABULUCULUK

İş kazası sonucu açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu’ nun 146. maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır. Ancak belirtmek gerekir ki; iş kazası dolayısıyla açılmış ceza davası mevcutsa ve ceza davasında belirtilen dava zaman aşımı süresi tazminat davasında belirtilen süreden daha fazlaysa iş kazası nedeniyle açılacak tazminat davaları da ceza davaları bakımından geçerli olan dava zamanaşımı süresine tabi olur. Örnek vermek gerekirse; Örneğin, bir işyerinde meydana gelen elektrik çarpması sonucu işçinin ölümü halinde, “taksirle ölüme neden olma” suçundan ceza davası açılır ve bu suçun zamanaşımı süresi 15 yıldır. Bu durumda, tazminat davasının zamanaşımı süresi ceza davasının 15 yıllık zamanaşımı süresi esas alınarak uygulanır. Ancak, aynı işyerinde meydana gelen ve işçinin yaralanması ile sonuçlanan bir elektrik kazasında, ceza davası “taksirle yaralama” suçundan açılacaktır ve bu suçun zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu durumda, tazminat davası için ceza davasının zamanaşımı süresi değil, Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmü uyarınca 10 yıllık dava zamanaşımı süresi dikkate alınır.

Aynı şekilde iş kazalarından kaynaklanan tazminat davaları, zorunlu arabuluculuk müessesine tabi olmayıp arabuluculuk süreci işletilmeksizin doğrudan iş kazası nedeniyle tazminat davası açılabilmesi mümkündür.

YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME

İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleri, yetkili mahkeme ise işverenin ikametgahı veya kazanın gerçekleştiği yer mahkemesidir.

YARGITAY KARARLARI

 “…Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı öncelikle Kurum tarafından tespit olunacak bir husustur. Kurumun bir olayı iş kazası kabul etmemesi durumunda ilgililer işverenin yanında Kurumu da hasım göstererek iş kazası tespit davası açabilirler. Bunun yanında aksine olarak Kurumun bir olayı iş kazası kabul etmesi halinde ise ilgililer Kurumu da hasım gösterecekleri bir dava ile yine olayın iş kazası olmadığının tespitini her zaman mahkemelerden isteyebilirler. Bir olayın iş kazası olup olmadığının açık bir şekilde ortaya konulmasının zararlandırıcı olaya dair yapılacak yargılamada mahkemelerin görevine ilişkin de neticelerinin bulunması nedeniyle önemli olup bu ihtilaf yani olayın iş kazası olup olmadığına dair ihtilaf öncelikle Kurumun yapacağı tahkikata sonrasında ise tarafların açacağı tespit davalarının neticesine bağlı bir ihtilaf olup açılan tazminat davalarında öncelikle çözümü gereken bir husustur. Somut olayda, iş kazası olduğu iddia olunan olayın iş kazası ihbarı veya sürekli işgöremezlik oranı tespiti istemiyle … … Kurumuna bildirilmediği, davacı tarafa iş kazası ihbarı veya sürekli işgöremezlik oranı tespiti istemiyle Kuruma başvurması için önel verilmediği, olayın iş kazası olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle eksik araştırma ile davanın görev yönünden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Yapılacak iş; olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilip edilmediğinin belirlenmesi için davacı tarafa Kuruma müraacat edilmek üzere önel vermek; olayın Kurum tarafından iş kazası olarak nitelendirilmemesi halinde; … … Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden dolayı işveren aleyhine “iş kazasının tespiti” davası açması için davacı tarafa önel vermek, açılacak tespit davasını bu dava için bekletici sorun yaparak, verilen önelin sonucuna göre tüm delilleri bir arada değerlendirerek karar vermekten ibarettir…” (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2015/ 2558 E., 2015/ 5241 K., 16.03.2015 T.)

“…506 sayılı Yasa’nın 11 ve 5510 sayılı Yasa’nın 13.maddesinde iş kazasının tanımı yapılmıştır. Kazanın meydana geldiği 13.01.2008 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa’nın 11.maddesine göre sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısiyle, sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaylar iş kazası olarak tanımlanmıştır. Bunun yanında Kurumun iş kazası tahkikat raporları aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olup Kurumun yaptığı tahkikat neticesinde bir zararlandırıcı olayın iş kazası olarak kabul edilmesi halinde bunun aksi ancak yargısal faaliyet ile ortaya konulabilecek bir mevzudur. Kurumca iş kazası olarak kabul edilen bir olayın iş kazası olmadığı hususunda açılacak tespit davalarında ise hak alanları etkilendiğinden ötürü SGK’nın ve ilgili işverenin hasım gözterilmesi zorunludur. Buraya kadar yapılan açıklamalardan sonra dosya kapsamından anlaşılan, 13.01.2008 tarihindeki olayın Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edildiği ve kazalıya iş kazası sigorta kolundan %40,20 maluliyetine göre Kurumca ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, yani kazalı davacının yaralandığı olayın Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edilip kendisine iş kazası sigorta kolundan ödeme de yapıldığının anlaşılmasına göre anılan zararlandırıcı olayın yukarıda da izah edilmeye çalışıldığı üzere iş kazası olmadığının değerlendirilmesi veya tespiti ancak bunun aksini iddia edence ayrıca açılacak “iş kazası olmadığının tespiti” davasıyla ortaya konulabilecek bir husustur. Zira bir olayın iş kazası olmadığının tespiti davaları bir yönü ile SGK’nın hak alanını ilgilendirmekte olup işbu tazminat davalarında SGK taraf değildir. Buna göre Mahkemece Kurumun taraf olmadığı işbu davada olayın iş kazası olmadığı değerlendirmesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca Mahkemenin kabul şekli bakımından da, velevki anılan olay iş kazası olmasa dahi ortada bir haksız fiil mevcut bulunduğuna göre, iş kazası sayılmayacak bir olayda İş Mahkemesince yapılan yargılama bakımından işin esasına yönelik bir karar verilmesi doğru olmayıp burada meselenin halli merciinin genel görevli mahkemeler(Asliye Hukuk) olduğu hususunun göz ardı edilmesi de ayrıca hatalıdır. Yapılması gereken iş, öncelikle davalıya 13.01.2008 tarihindeki olayın iş kazası olmadığının tespiti davası açıp açmayacağını sormak, davalının bu davayı açacağını beyan etmesi halinde bu tespit davası neticesini beklemek, olayın iş kazası olmadığı açılacak bu tespit davası ile kesinleşirse görevsizlik kararı vererek dosyayı Asliye Hukuk Mahkemesine göndermek, aksi halde ise işin esasına girip tüm delilleri bir arada değerlendirip karar vermekten ibarettir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2013/ 15008 E., 2013/ 21708 K., 25.11.2013 T.)

“…Dava; davalı şahsın 18.06.1998 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece zamanaşımı sürelerinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İş kazasının tespiti istemine ilişkin bu tür davalar 506 sayılı Yasa’nın 11. maddesinden ( 5510 sayılı Yasa’nın 13.maddesinden ) kaynaklanmaktadır. Anılan maddeye göre iş kazası; a) sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla, c) sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında sigortalıyı hemen veya daha sonra bedence veya ruhça arızaya uğratan olaylardır. Zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılması için, 1) sigorta olayına maruz kalan kişinin sigortalı olması, 2) sigorta olayının maddede sayılı sınırlı olarak belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelmesi koşuldur. Başka bir anlatımla, sigorta olayının, iş kazası sayılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunlu olup iş kazası tespiti davaları bakımından özel olarak belirlenmiş bir ispat yöntemi de yoktur. Bu davaların her türlü delille ispatı mümkündür. Dosyadaki kayıt ve belgelerden, SGK’nın kurum zararı için … aleyhine açtığı 01.07.2008 tarihli alacak davasında … tarafından sıklıkla olayın iş kazası olmadığı itirazı üzerine, mahkemece … ’ye süre verilmiş ve … tarafından SGK ve işveren … Müh. Ltd Şti. aleyhine 01.02.2010 tarihinde, kaza geçiren … aleyhine de 30.07.2010 tarihinde iş kazası olmadığının tespiti davası açılmış olup daha sonra açılan bu davaların kurum zararı için açılan alacak davası ile birleştiği ve yargılamanın son safhasında alacak davası ile iş kazası olmadığının tespiti istemine ilişkin davaların tefrik edilerek yeni esasa kaydedildiği ve zamanaşımı dolduğu gerekçesiyle iş kazası olmadığının tespiti istemine ilişkin iş bu davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda; iş kazası olduğu veya olmadığının tespiti istemleri, bu davalara bağlı tazminat davalarında ön sorun olduğundan ve verilecek karar gerektiğinde 506 sayılı Yasanın 99. Maddesi uygulanarak gelir bağlanması ile bağlantılı olduğundan hak düşürücü süreye, zamanaşımı süresine tabi değildir.İş kazası olduğunun veya olmadığının tespitinde zamanaşımı olmayacağı gözetilerek işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken davanın reddi hatalıdır…” (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2016/ 20062 E., 2018/ 3152 K., 02.04.2018 T.)

“…5510 sayılı Kanun’un anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) İşin işverene ait yerde yapılması, c) Kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde ise iş kazası,”a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b)(Değişik bend:17.04.2008-5754 S.K./8.mad) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c)Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) (Değişik bend:17.04.2008-5754 S.K./8.mad) Bu Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e)Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olay olarak tanımlanmıştır. Olayın, iş kazası olarak kabul edilebilmesi için olaya maruz kalan kişinin 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında sigortalı olması, olayın, 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelmesi koşuldur. Başka bir anlatımla, olayın, iş kazası sayılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Bu bilgiler ışığında eldeki dava dosyasında, kurum kayıtları ve müfettiş raporları incelendiğinde davaya konu kazayla ilgili talebin, kurumca kabul edilerek sigortalının geçirdiği kazanın iş kazası sayıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre kurumun davacının talebine konu olayı hangi tarihte iş kazası olarak kabul ettiği araştırılarak belirlenmeli ve elde edilecek sonuca göre, mevcut kaza dava tarihinden önce kurumca iş kazası sayılmışsa, davacının dava açmakta hukuki yararının olmadığı, dava sırasında iş kazası sayılmış ise de davanın konusuz kalacağı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmadan eksik araştırmaya dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2019/439 E., 2019/7910 K., 24.10.2019 T.)

Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK

ANTALYA İŞÇİ AVUKATI – ANTALYA İŞ HUKUKU AVUKATI

İş kazası tazminat davaları, işçinin işyerinde uğradığı kazalar sonucunda maddi ve manevi zararlarının giderilmesi amacıyla açılan davalardır. Bu süreçte hak kaybı yaşamamak ve yasal süreci doğru yönetmek için alanında uzman bir avukat ile çalışmak büyük önem taşır. İş kazası davalarında, işçinin uğradığı zararın tespitinden kusur oranlarının belirlenmesine kadar her aşama titizlikle yürütülmelidir. Antalya’da faaliyet gösteren hukuk büromuzdaki deneyimli avukatlar, müvekkillerine iş kazası tazminat sürecinde profesyonel danışmanlık ve hukuki destek sunarak, en yüksek tazminatın alınmasını hedefler. Bu nedenle, iş kazası mağdurlarının haklarını en etkin şekilde savunabilmek ve süreci titizlikle takip etmek için bizlerle iletişime geçebilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir