ÇOCUKLA KURULAN KİŞİSEL İLİŞKİNİN KALDIRILMASI DAVASI

Türk Medeni Kanunu m. 323 uyarınca; anne ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir. Aynı hak, olağanüstü hallerin mevcut olması ve çocuğun menfaatine uygun düştüğü takdirde üçüncü kişilere de tanınmıştır. ( TMK m.325)

Çocuk ile kişisel ilişki kurulması yönünde kanun koyucu tarafından anne, baba veya üçüncü kişilere tanınan işbu hak, mutlak olmayıp belirli sınırlara tabi tutulmuştur. İşbu sınırlamalar, Türk Medeni Kanunu m. 324 uyarınca düzenleme altına alınmıştır. İlgili kanun maddesinde;

TMK m. 324: “Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.
Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.
(Ek üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/38 md.) Velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu husus kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir.”

ifadelerine yer verilmiş; anne ve babadan her birinin diğerinin çocuk ile ilişkisini zedelemekten ve çocuğun eğitimini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlü olduğu, aksi durumda hakkın kaldırılmasını zorunlu kılan nedenlerin mevcudiyeti halinde çocukla kurulan kişisel ilişki kararının kaldırılabileceği belirtilmiştir.

Aynı şekilde TMK m.325/2 hükmünde “Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.” ifadelerine yer verilmiş TMK m. 324 ile anne ve baba için öngörülen sınırlamaların üçüncü kişiler bakımından da geçerli olduğu izah edilmiştir.

KİŞİSEL İLİŞKİNİN KALDIRILMASINDAKİ NEDENLER

Kişisel ilişki tesisinden beklenen amaç çocuğun yaşı, ihtiyaçları doğrultusunda sağlıklı bir şekilde gelişimini tamamlamasıdır. Bu nedenle çocuk ile arasında kişisel ilişki kurulan anne, baba veya üçüncü kişilerin çocuğun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurması ve gelişimi için gerekli ortamı sağlaması gerekmektedir. Ancak bu durum, her zaman gerekli ve doğru şekilde sağlanmamakta ya da zamanla ihmal edilebilmektedir.

Kanun koyucu ileride oluşması muhtemel ihmal ve aksaklıkları göz önünde bulundurmuş ve çocuğun üstün yararı ilkesi doğrultusunda; TCK m. 324 düzenlemesini ele almıştır. İlgili düzenleme ile çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini tehlikeye sokan, ciddi risk faktörleri içeren ve bu hakkın kaldırılmasını zorunlu kılan durumlar bakımından çocukla kurulan kişisel ilişkinin kaldırılmasına karar verilebileceği belirtilmiştir. Çocukla kurulan kişisel ilişkinin kesin hüküm niteliğinde olmaması ve belirli sınırlara tabi tutulmasındaki esas neden, çocuğun üstün yararıdır.

Fiziksel ve psikolojik şiddet, belirtilen sürelere uymama, çocuğun ihmali, eğitimin göz ardı edilmesi, eğitim hayatının aksaması, sağlığı tehdit eden ortam ve koşullarda bulunma, duygusal ve cinsel istismar, çocuğun kişisel ilişkiyi reddetmesi gibi durumlar çocukla kurulan kişisel ilişkinin kaldırılması ya da kısıtlanmasındaki nedenler arasında gösterilebilir.

KİŞİSEL İLİŞKİNİN KALDIRILMASI DAVA SÜRECİ

Kişisel ilişki kurulmasında öncelikli ve en önemli husus çocuğun üstün yararıdır. İşbu nedenle mahkeme anne, baba veya üçüncü kişi ile çocuk arasında kişisel ilişki tayin etmişse de zamanla ve değişen koşullara göre kişisel ilişki kararının mahkeme tarafından her zaman kaldırılması mümkündür. Nitekim kişisel ilişki kurulması yönündeki kararlar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezler.

Yargılama sürecinde hakim; gerekli araştırmaları yapmakta, iddialara ilişkin delilleri tespit etmekte, çocuğun idrak çağında olması halinde bizzat düşüncelerini almakta, uzman raporu düzenlenmesini istemek ve tüm bu hususları göz önünde bulundurarak çocuğun üstün yararı doğrultusunda hüküm kurmaktadır.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 19.09.2022 tarihli kararında;

“…Asıl dava, davacı-davalı anne tarafından kişisel ilişkinin kaldırılması mümkün olmaması halinde yatısız kişisel ilişki kurulması talebi ile açılmış olup, davalı-davacı baba tarafından karşı dava ile kişisel ilişki sürelerinin arttırılması ve birleşen dava ile de velayetin değiştirilmesi talep edilmiştir… İlk derece yargılaması devam ederken, davacı-davalı anne tarafından davalı-davacı babanın çocuğa 18.10.2020 tarihinde fiziksel şiddet uyguladığı, çocuğun göz çevresinde şişlik bulunduğu, çocuğun da ekmek almaya gitmemesi nedeni ile babası tarafından fiziksel şiddete uğradığını beyan etmesi üzerine ceza davası açıldığı, yapılan yargılamada çocuğun beyanı, sunulan fotoğraflar ve darp raporu nedeni ile baba aleyhine 09.03.2021 tarihinde mahkumiyet kararı (hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına) verildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, müşterek çocuk idrak çağında olduğundan mahkeme tarafından bizzat dinlenerek alınan uzman raporları, tanık beyanları, ceza dosyası birlikte değerlendirilip tüm dosya kapsamı gözetilerek sonucu uyarınca davalı-davacı baba ile müşterek çocuk arasındaki kişisel ilişkinin yatılı olup olmaması ve süreleri yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…” ( 2022/ 6407 E., 2022/ 7186 K.)

ifadelerine yer vermiş olup çocukla kurulan kişisel ilişkinin kaldırılmasına ilişkin yapılan yargılamalarda; çocuğun idrak çağında bulunması halinde bizzat dinlenmesi ve uzman raporu alınması gerektiği belirtilmiştir.

Aynı şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 14.01.2019 tarihli başka bir kararında; dosya kapsamında tanzim edilecek sosyal inceleme raporunun kişisel ilişkiye yönelik hüküm tesisi yönünden yeterli nitelikte olması gerektiğini aksi halde raporun, yargılamaya esas alınabilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

“…Davacı ile davalı boşanmış, ortak çocuklar 2009 doğumlu … , 2012 doğumlu Rüzgar ve 2014 doğumlu Liya’nın velayetleri davacı anneye verilmiş, davalı baba ile çocuklar arasında yatılı olacak şekilde kişisel ilişki kurulmuş, karar 27.11.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Toplanan delillerden davalı babanın, boşanma davasından sonra davacı kadın ve ortak çocuklar… ve Rüzgar’ı kaçırdığı, bu eylemi nedeniyle çocukların olumsuz etkilendikleri, hatta Efe’nin kekeme olduğu, Rüzgar’ın korkudan lavaboya dahi gidemediği, mahkemece alınan sosyal inceleme raporundan çocukların uzmana davalı babalarını görmek istemediklerini söylediği, babalarının annelerine şiddet uyguladığını, kendilerini kaçırdığını, karanlık bir odaya kilitlediğini beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra davalı babanın, davacı anneyi çocukları elinden almakla tehdit ettiğine ilişkin mesajlarının olduğu ve bir çok ceza dosyasının olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece uzman psikolog tarafından tanzim edilen rapora göre öne sürülen psikolojik ve fiziksel şiddet olaylarına çocukların maruz kalması iddiaları nedeniyle çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıklarının daha fazla etkilenmemesi ve risk oluşturabilecek herhangi bir durumun içinde olma olasılığını önlemek amacıyla çocuklarla baba arasındaki kişisel ilişkinin dava sonuna kadar tedbiren kaldırılmasının ve davalı babanın sözlü beyanları alındıktan sonra kalıcı duruma ilişkin değerlendirme yapılmasının daha sağlıklı olacağı belirtilmiştir. Ancak mahkemece başkaca bir rapor alınmamış, bu raporla yetinilerek karar verilmiştir. Kişisel ilişki düzenlenirken göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocukların “Üstün yararı”dır. Çocukların üstün yararı belirlenirken bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Düzenlenen sosyal inceleme raporu, kişisel ilişkiye yönelik hüküm tesisi yönünden yeterli değildir. Gerçekleşen bu durum karşısında, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan her iki ebeveyn ve çocuklarla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocukların sağlıklı gelişimi için davalının kişisel ilişkiye engel bir durumun bulunup bulunmadığının ve davacı iddialarının ve bu iddiaların çocuklar üzerindeki etkisinin araştırılması, diğer deliller de göz önüne alınmak suretiyle kişisel ilişki konusunda bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…” ( 2018/ 7999 E., 2019/49 K. )

Çocukla kurulan kişisel ilişkinin kaldırılması davası, herhangi bir süre zarfına tabi değildir. Esas olan çocuğun üstün yararı olduğu için çocuğun sağlığı, güvenliği, eğitimi veya gelişimi gibi konularda herhangi bir risk ya da tehlikenin varlığı halinde her zaman kişisel ilişkinin kaldırılmasının talep edilebilmesi mümkündür. Ancak kararın icrası için kesinleşmesi gerekmektedir. (HMK m.367/2)

“…Takip dayanağı ilamda 20.02.2008 doğumlu müşterek çocuğun anneye bırakılan velayetinin anneden alınarak babaya verilmesine, anne ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verildiği, bu kararın 14.01.2015 tarihinde kesinleştiği ve bu ilama dayanılarak anne tarafından örnek 3 nolu icra emri ile ilamlı takip başlatıldığı, kişisel ilişki tesisine dair Kayseri icra müdürlüğüne yazılan talimatın infazı sırasında baba tarafından Kayseri 4. Aile Mahkemesi’ nin 07.04.2016 tarihli anne ile kişisel ilişkinin kaldırılmasına dair kararın ibrazı sonucunda icra müdürlüğünce infazın yapılmadığı ve anne tarafından bu işlemin iptali için icra mahkemesine başvurulduğu, ilk derece mahkemesince kişisel ilişkinin kaldırılmasına karar verildiğinden alacaklı anne tarafından takip başlatılmasının kötü niyetli olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, davacının ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurduğu, bölge adliye mahkemesince çocukla şahsi ilişkinin kaldırılmasına ilişkin hukuki tasarruf konu olarak “Aile Hukuku” kitabında yer alsa da, tarafların şahsi ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayıp sonuçları itibariyle çocukla anne-baba arasındaki ilişkiyi düzenlemekle, boşanma ilamının fer’i niteliğinde olmayıp infazı için kesinleşmesine gerek olmadığından takip konusu ilamın çocukla şahsi ilişkiyi düzenleyen kısmı Kayseri Aile Mahkemesi kararı ile ortadan kaldırıldığından infazı mümkün olmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, hükmün alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’ nun 367/2 maddesi gereğince aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemez. Çocuk teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar kesinleşmedikçe icra edilemez. (Baki Kuru- İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, 2. baskı, sayfa 923-924) Kişisel ilişkinin kaldırılması kararı da aynı şekilde kesinleşmeden infaz edilemez. Somut olayda talimatın infazı sırasında ibraz edilen Kayseri 4. Aile Mahkemesi’nin 07.04.2016 tarih ve 2016/7.9 E.- 2016/ 2.3 K. sayılı kararı ile takip dayanağı ilam ile hükmedilen anne ile şahsi münasebet hakkının çocuğun yüksek menfaatleri dikkate alınarak kaldırılmasına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi nedeniyle kesinleşmediği görülmektedir. O halde kişisel ilişkinin kaldırılması kararının kesinleşmeden infazı mümkün olmadığından takip konusu olan kişisel ilişki kurulmasına dair ilamın infazını durdurmayacağı dikkate alınarak şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsiz olup istinaf talebinin reddine dair karar kaldırılarak, ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir…” (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2018/ 7775 E., 2019/ 8815 K., 22.05.2019 T.)

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Çocukla kişisel ilişkinin kaldırılması davasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleri, Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde Aile Mahkemesi sıfatıyla bakmak üzere Asliye Hukuk Mahkemeleri’ dir. Yetkili mahkeme ise çocuğun oturduğu yer mahkemesidir. (TMK m.326)

YARGITAY KARARLARI

“…Velayet hakkına sahip olan davacı-karşı davalı anne, çocukla diğer taraf (babası) arasında tesis edilen kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun bozulduğunu, davalı-karşı davacının kendisini öldürmekle tehdit ettiğini, çocukla kötü diyalog kurduğunu, çocuğu eğitimi konusunda yanlış yönlendirmelerde bulunduğunu, sürekli sinirli ve gergin olduğunu, ileri sürerek, kişisel ilişkinin kaldırılmasını dava etmiş, davalı karşı davacı baba ise iddiaların asılsız olduğunu, annenin bir yıldır çocukla kişisel ilişkiyi engellediğini belirterek, çocukla kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini istemiş, mahkemece; babanın çocuğa küfür ettiği ve tokat attığı gerekçesiyle kişisel ilişkinin kaldırılması davasının reddine, baba ile çocuk arasında kurulan kişisel ilişkinin sınırlandırılması ile her ayın 1. haftası Cumartesi günü saat 09.00 dan akşam saat: 17:00 a , dini bayramların 2. günü saat: 09:00 dan akşam saat: 17.00′ e kadar kişisel ilişki tesisine karar verilmiştir. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını Türk Medeni Kanununun 324. maddesinin (1.) fıkrasında gösterilen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki hakkı kendilerinden alınabilir (TMK m. 324/2). Tarafların müşterek çocuğu 2004 doğumludur. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden annenin Hollanda’da babanın ise Türkiye’de yaşadığı anlaşılmaktadır. Mevcut kişisel ilişki düzenlemesine göre baba ile çocuk yalnızca her yıl Temmuz ayında 15 gün süreyle yatılı kişisel ilişki kurabilmektedir. Kendisine kişisel ilişki hakkı tanınan davalının, bu hakkını amacına aykırı olarak kullandığını kabule yeterli delil mevcut olmadığı gibi, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun ciddi olarak tehlikede olduğuna ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Çocuk ile ana ve babası, düzenli kişisel ilişki elde etme ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahiptir. Ana ve babası ayrı olan çocuğun ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurması ve bu ilişkiyi sürdürmesi çocuk için bir hak olduğu gibi, ana ve baba için de haktır. Kişisel ilişki sadece çocuğun yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir veya kaldırılabilir. O halde, kişisel ilişkinin sınırlandırılması talebinin de reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/ 6094 E., 2016/ 7564 K., 13.04.2016 T.)

“…Somut olayda, davalı baba, kişisel ilişki kurulması sırasında çocuğu süresinde teslim etmeyerek yükümlülüklerini yerine getirmekte ihmali davranışlar sergilemişse de bu davranışlarının çocukla baba arasındaki kişisel ilişkinin tamamen kaldırılmasını gerektirecek ağırlıkta olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple çocukla baba arasındaki kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması çocuğun yüksek yararına uygun olmamıştır. Mahkemece, babanın ihmali davranışları da dikkate alınarak çocukla baba arasında daha önce kurulan kişisel ilişkinin makul şekilde sınırlandırılması suretiyle yeniden kişisel ilişki düzenlemesi yapılması gerekirken, çocukla baba arasındaki bağın tamamen koparılması ve çocuğun babasına yabancılaşması sonucunu doğuracak şekilde kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/ 11968 E., 2016/ 11699 K., 14.06.2016 T.)

“…Velayet hakkına sahip olan davacı, çocukla diğer taraf (babası) arasında tesis edilen kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun bozulduğunu, davalının uyuşturucu madde kullandığını, çocuğuna ilgisiz olduğunu, ileri sürerek, kişisel ilişkinin kaldırılmasını, bunun kabul edilmemesi halinde süresinin sınırlandırılmasını ve uzman eşliğinde kişisel ilişki kurulmasını istemiş, mahkemece çocuğun kişisel ilişki kurmayı istemediği ve babasına ”o kişi” diye hitap ettiği gerekçesiyle kişisel ilişkinin kaldırılmasına karar verilmiştir. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını Türk Medeni Kanununun 324. maddesinin (1.) fıkrasında gösterilen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki hakkı kendilerinden alınabilir (TMK m. 324/2). Tarafların müşterek çocuğu 2002 doğumludur. Kendisine kişisel ilişki hakkı tanınan davalının, bu hakkını amacına aykırı olarak kullandığını kabule yeterli delil mevcut olmadığı gibi, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun ciddi olarak tehlikede olduğuna ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Çocuk ile ana ve babası, düzenli kişisel ilişki elde etme ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahiptir. Ana ve babası ayrı olan çocuğun ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurması ve bu ilişkiyi sürdürmesi çocuk için bir hak olduğu gibi, ana ve baba için de haktır. Kişisel ilişki sadece çocuğun yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir veya kaldırılabilir. Mahkemece baba hakkında alınan sosyal inceleme raporu ile Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 30.09.2015 tarihli raporda babanın çocukla kişisel ilişki kurmasına engel bir durumun olmadığı rapor edilmiştir. Anne ve çocuk hakkında alınan 18.12.2014 tarihli sosyal inceleme raporu, baba ile görüşülmeden tek taraflı olarak hazırlanmış olup, çocuğun beyanlarına dayanmaktadır. Dosyada, çocuğun beyanlarını doğrulayan bir delil ve olgu da bulunmamaktadır. Bu haliyle bu rapor, davalıdan kişisel ilişki hakkının alınmasını veya bu hakkın sınırlandırılmasını gerektirecek yeterlikte değildir. O halde davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/ 6087 E., 2016/ 7572 K., 13.04.2016 T.)

“…Çocuk ile ana ve babası birbirleriyle düzenli şekilde kişisel ilişkiyi elde etmek ve sürdürmek hakkına sahiptirler. Bu tür kişisel ilişki, çocuğun sadece yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir veya engel olunabilir. Çocuğun, gözetim olmaksızın ana veya babasından birisiyle kişisel ilişkisinin sürdürülmesi onun yüksek yararına değilse, ana veya babasıyla gözetim altında ya da diğer şekillerde kişisel ilişki kurma imkanı ön görülebilir (Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m. 4). Şu halde, çocuklarla ana veya babası arasında doğrudan ve gözetimsiz kişisel ilişki asıldır. Çocuğun menfaati gerektiriyorsa gözetim altında kişisel ilişki öngörülebilir. Dosyada kişisel ilişkinin gözetim altında kurulmasını, çocuğun menfaatinin gerektirdiğine dair bir delil ve sebep bulunmamaktadır. Bu husus nazara alınmadan çocukla babası arasında pedagog ya da psikolog gözetiminde kişisel ilişki tesisi doğru bulunmadığı gibi, kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas alınır. Çocuk 20.01.2011 doğumludur. Mahkemece tesis edilen kişisel ilişki babalık duygularını tatmine elverişli olmadığı gibi, çocuk bakımından da baba sevgisini tatmaya elverişli değildir. O halde baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin daha uygun süreli ve gözetimsiz olarak düzenlenmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/ 15134 E., 2016/ 13899 K., 20.10.2016 T.)

Av. Gökhan AKGÜL & Av. Yasemin ERAK