BOŞANMA DAVASINDA KADININ HAKLARI

Boşanma Davasında Kadının Hakları Nelerdir?

1.Velayet Hakkı

Velayet hakkı Türk Medeni Kanunu madde 336 f.3 gereğince; anne ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise kendisine bırakılan tarafa; reşit olmayan müşterek çocuğun yetiştirilmesi, kişisel gelişimi ve çeşitli menfaatlerinin korunması adına verilen bir haktır. Bu hak ile çocuğun menfaatine uygun olarak; çocuk veya çocukların bakımı, güvenliği, eğitim ve öğretimi gibi çeşitli sorumluluklar velayet hakkına sahip ebeveyne ait olmaktadır. Bu doğrultuda boşanma davasında kadın, gerek aynı dava içerisinde gerekse davanın ardından velayet hakkı isteminde bulunabilmektedir.

2.Nafaka Hakkı

Türk hukukunda nafaka; tarafların kusur oranı da dikkate alınarak mahkemece
hükmedilen düzenli maddi destek olmakta ve yoksulluk, tedbir nafakası ve iştirak (bakım) nafakası olarak 3’e ayrılmaktadır:

a.Yoksulluk Nafakası

Yoksulluk nafakası, evliliğin boşanma ile sona ermesi neticesinde taraflardan birinin yoksulluğa düşecek olmasından kaynaklı verilen nafaka türü olmaktadır. Ancak bilinenin aksine yoksulluk nafakası; yalnız kadın eş için hükmedilmemekte, boşanmanın ardından yoksulluğa düşenin erkek eş olacağı ispatlanırsa nafaka ona da verilebilmektedir. Yoksulluk nafakası niteliği gereğince talebe bağlıdır, dolayısıyla hakim tarafından re’sen hükmedilmez.

b.Tedbir Nafakası

Boşanma davası süresince taraflardan birinin veya reşit olmayan müşterek çocukların geçinmesini sağlamak üzere verilen ve dava sonuna kadar geçerli olan nafaka türüne tedbir nafakası denilmektedir. Bu bağlamda tedbir nafakasının talebe bağlı olmayıp, hakim tarafından re’sen takdir edilebileceği de bilinmelidir.

c.İştirak Nafakası

İştirak diğer bir ifadeyle bakım nafakası, boşanmanın gerçekleşmesinin ardından sona eren tedbir nafakasının yerine geçen ancak sadece müşterek çocukların geçimi için talep edilebilen nafaka olmaktadır. Buna göre iştirak nafakasına; çocuğun giderlerinin karşılanması amacıyla ve boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren geçerli olmak koşuluyla, velayet kendisinde olmayan eş hakkında hükmedilmektedir. Ayrıca kural olarak iştirak nafakasına, talebe bağlı olmaksızın hakim tarafından karar verilebilmektedir.

3.Maddi ve Manevi Tazminat Hakkı

Boşanma davasında maddi tazminat, boşanma sebebiyle menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu tarafın; manevi tazminat ise kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın diğer taraftan talep ettiği tazminat olmaktadır. Buna binaen boşanma davasında kadın, yukarıda açıklanan şekilde ve durumun gereğine göre tazminat davası açabilme hakkına sahip olmaktadır.

4.Çocukla Kişisel İlişki Kurma Hakkı

Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı; TMK madde 323’te öngörülen, velayet hakkı
kendisinde olmayan ebeveynin, çocukla düzenli olarak görüşmek suretiyle ilişki
kurmasını sağlayan hak olmaktadır. Ayrıca kişisel ilişki kurma hakkının, hakim
tarafından re’sen dikkate alındığı da belirtilmelidir.

5.Ziynet Eşyası Alacağı Hakkı

Boşanma davasının ardından düğün takılarının kimin olacağı hususu; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2024 Tarihli, 2023/5704 Esas, 2024/2402 Karar nolu kararında; anlaşma olması, örf ve adet bulunması, anlaşma veya örf ve adetin bulunmaması durumlarına göre incelenmektedir. Ayrıca boşanma davası sonrası ziynet eşyalarının kimin olacağı hususu; yüksek mahkemelerin henüz tam yerleşik bir uygulamaya sahip olmadığı, zaman zaman farklı kararların verildiği bir meseledir. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 19.11.2018 Tarihli, 2017/1769 Esas, 2018/13037 Karar nolu kararında yer alan, ‘’Evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.’’ ifadesine karşılık; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, 04.04.2024 Tarihli, 2023/5704 Esas,
2024/2402 Karar nolu en güncel kararında, ‘’Taraflar arasında ziynet eşyalarının
paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse
verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul
edilmelidir’’ düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre, ziynet eşyalarının paylaşımı güncel içtihatta açıklandığı şekilde yapılmakta ve boşanma davasında kadının ziynet eşyası alacağı hakkına binaen aynen veya nakden talep hakkı bulunmaktadır.

6.Kendi Eşyalarının İadesini Talep Hakkı

Boşanma davası içerisinde kişisel eşyalarını temin edemeyen kadın, mahkemeden ilgili eşyaların iadesini talep etme hakkına sahip olmaktadır. Bu hususa ilişkin olarak; mahkemeden talep edilebilecek eşyaların, kadının yalnızca kişisel mallarını kapsadığı, dolayısıyla kendi kullanımına özgü bulunan eşyalar olduğu bilinmektedir.

7.Aile Konutu Şerhini Talep Hakkı

Aile konutu şerhini talep hakkı, mağdur olmaması adına boşanma davasında kadın için oldukça önem arz eden bir haktır. Buna göre malik olmayan eş, tapu müdürlüğüne başvurarak eşinin rızası olmaksızın konutun başkasına devredilmesini veyahut üzerinde ipotek hakkı tesis edilmesini engellemek amacıyla aile konutu şerhini talep edebilmektedir.

8.Ortak Konutun Tahsisini Talep Hakkı

Boşanma davasının açılması sonucunda, yargılama süresince ortak konutun
taraflardan birine tahsisi konusu gündeme gelmektedir. Neticeten, boşanma davasında kadının ortak konutun kendisine tahsis edilmesini talep edebileceği bilinmelidir. Bu konuda, ortak konuttan hangi eşin yararlanacağına karar verirken hakim; tarafların çalışma durumlarını, yaş ve sağlıklarını, müşterek çocukların hangi eş yanında kaldığını ve yeni ev bulma durumunu göz önünde bulundurmaktadır.

9.Mal Rejiminden Doğan Haklarını Talep Hakkı

Boşanma davasında kadın, boşanma davasının neticelenmesinin ardından mal
paylaşımına yönelik dava açabilecekleri gibi boşanma davasını açarken aynı anda mal rejiminden doğan hakları için de dava açabilmektedir. Ancak ilgili davanın açılması, usulüne uygun hazırlanan, hangi malların ve nasıl paylaşılmasının talep edildiğini içeren dilekçe ile mahkemeye başvurulmasına bağlıdır. Bu hususta taraf/taraflar ilgili davayı açacak ve takip edecek boşanma avukatına, Antalya boşanma avukatına ihtiyaç duyabilmektedir.

10.Barodan Avukat Talep Etme Hakkı

Boşanma davasında kadın HMK madde 334’te ‘’(1) Kendisi ve ailesinin geçimini
önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler’’ şeklinde yer verildiği üzere, yardım bürolarına başvurmak suretiyle ücretsiz avukat desteği hakkına sahip olmaktadır.

11.Koruma Kararı Talep Etme Hakkı

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunda düzenlendiği şekilde; şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi olan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması amacıyla çeşitli önlem ve tedbirler bulunmaktadır. Bu hususta talep edilebilecek tedbirlere örnek olarak; işyerinin değiştirilmesi, müşterek konuttan derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi, korunan kişinin okulu ve işyerine yaklaşmaması, hakkında koruma kararı alınan kişinin kanunen izin verilse dahi silah veya silahlarını kolluğa teslim etmesi vb. verilebilmektedir. Ayrıca hakim, ilgili koruma tedbirlerine yönelik talepleri dikkate alacağı gibi durumun şartlarını göz önünde bulundurarak re’sen belirlediği tedbirlerin uygulanmasına da hükmedebilmektedir.

12.Soyadını Değiştirme Hakkı

Kadının soyadını değiştirme hakkına, TMK madde 173’te alıntılandığı üzere yer
verilmektedir:
‘’Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak,
evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.
Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir. Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.’’

Bu hakka ilişkin olarak; kadının soyadını kullanma talebini boşanma davası esnasında ileri sürebilmesinin yanında, boşanma gerçekleştikten sonra ayrı bir dava ile talep edebileceği de bilinmelidir.

13.Tasarruf Yetkisinin Sınırlandırılmasını Talep Hakkı

Tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasını talep hakkı TMK 199’da düzenlenen, eşlerden birinin ailenin ekonomik varlığını korumaması veya evlilik birliğinden kaynaklı mali yükümlülüklerine uygun davranmaması üzerine diğer eş tarafından talep edilen ve neticeten mahkemece hükmedilen bir karar olmaktadır. Buna göre, hakkında ilgili karara hükmedilen eş, yalnızca diğer eşin rızası ile maliki olduğu malvarlığı değerleri üzerinde tasarrufta bulunabilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

1.Boşanma Sonrası Kadın Eşinin Soyadını Kullanabilir Mi?

TMK madde 173’ün yukarıda alıntılanan hükmü kapsamında; kullanma menfaatini ve bunun eski kocasına zarar vermeyeceğini ispatlaması halinde kadın, boşanma sonrası eski kocasının soyadını kullanabilmektedir. Ek olarak, bu hakkın yalnızca kadının istemi üzerine mahkemece tayin edilebileceği bilinmelidir.

2.Boşanma Davasında Kadın Eşinin Şirketlerinden Hak Talep Edebilir Mi?

Türk Aile Hukukuna göre mal paylaşımı; boşanma davası ile birlikte veya ayrı bir biçimde görülebilen, tarafların malvarlığı değerlerinin mevcut mal rejimlerine göre paylaştırıldığı dava olmaktadır. Dolayısıyla boşanma davasında kadın, evlilik birliği içerisinde mal ayrılığı rejimi geçerli olmadığı sürece, eşinin şirketlerinden hak talep edebilmektedir.

3.Boşanma Davasında Aile Konutu Şerhi Nasıl Konulur?

Aile konutu şerhi, eşlerden birinin diğerinin açık rızası olmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedememesi, aile konutunu devredememesi veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaması amacıyla konulan şerhtir. Buna binaen, aile konutu şerhi, gerekli belgelerle birlikte tapuya yapılan yazılı bildirim neticesinde konulmaktadır. Bu hususa dair, kiralık konuta da aile konutu şerhi konulabileceği görülmektedir.

4.Boşanma Davasında Velayet Kararını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Mahkeme velayet hakkına sahip olacak ebeveyni tayin ederken; öncelikli olarak
çocuğun üstün yararı çerçevesinde yaşını, fiziksel ve zihinsel gelişimini, kardeş
durumunu ve hangi ebeveynin yanında kalmak istediğini (genellikle 8-10 yaş ve üzeri) ve tarafların sosyo-ekonomik halleri gibi faktörleri göz önünde bulundurmaktadır. Dolayısıyla hakim, bu gibi unsurları değerlendirmek suretiyle velayet tayini veya değiştirilmesi konusuna dair karar vermektedir.

Boşanma Davasında Kadının Haklarına İlişkin Yargıtay Kararları

  1. ‘’…taşınmazın 1/6 hissesi davalı-davacı erkeğin annesi Emine Ç. adına kayıtlı iken 17.08.2005 tarihinde satış yoluyla davalı-davacı Mustafa Ali adına tescil edildiği anlaşılmakla, tasfiyeye konu taşınmazlar edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı-davacı erkek adına satın alındığından, kanuni karine gereğince edinilmiş mal olup aksinin ispat külfeti davalı-davacı erkektedir (TMK mad. 6, HMK mad. 190). O halde, mahkemece, taşınmazların kişisel mal olduğuna yönelik ispat külfeti davalı-davacı erkekte olmasına rağmen, hatalı değerlendirme ile ispat külfetinin davacı-davalı kadında olduğunun kabul edilerek karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13.06.2022 Tarihli, 2022/3443 Esas, 2022/5629 Karar nolu karar)
  2. ‘’Somut olayda, davalı koca, davacı kadının talep ettiği ziynetlerin, evliliğin
    devamı sırasında, düğün borçları ve çocuk edinmek için yapılan tedavi
    masrafları için harcandığını savunmuş, ancak davacı kadının bunları iade
    edilmemek üzere rıza ile verdiğini kanıtlayamamıştır. Hâl böyle olunca
    mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davalı kocanın, müşterek ihtiyaçlar için harcanan ziynetlerin, rızayla ve iade şartı olmaksızın kendisine verildiğini ispatlayamadığı, bu nedenle dava konusu ziynetleri iadeyle mükellef olduğu hususu tartışmasızdır. Ne var ki; HMK’nın 188. maddesi gereğince “Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerektirmez.” Davalı taraf cevap dilekçelerinde, düğünde toplam 12 adet bilezik takıldığını beyan etmiştir. Bu durumda, düğünde davacı kadına 12 adet bilezik takıldığı hususu çekişmeli olmaktan çıkmıştır. Öyle ise mahkemece, bu ilkeler gözetilip, davalının, davacı kadına takılan bileziklerin adedi konusundaki ikrarı da dikkate alınıp, toplam 12 adet bilezik üzerinden
    davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davalının düğün sırasında takıldığını kabul ettiği 5 adet bilezik dikkate alınmadan, sadece 7 bilezik üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.’’ (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.03.2020 Tarihli, 2017/1040 Esas, 2020/240 Karar nolu karar)
  3. ‘’Tüm bu genel açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    uyuşmazlık konusu ziynet eşyaları hakkında erkek eş “evlilik birliği içerisinde bu eşyaların bozdurularak harcandığı ancak ziynetlerin miktarının iddia edilen kadar olmadığını” kabul etmiştir. Bu durumda erkek eşin, kadının kişisel malı niteliğinde kabul edilen bu eşyaları iade ettiği veya iade edilmemek üzere aldığı hususunda ispatla yükümlü olduğu, ancak bu yönde ispat yükünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. ‘’27. Hâl böyle olunca; mahkemece yapılacak iş, kadın eşin dava konusu ettiği ziynet eşyaları hakkında cins, nitelik, sayı ve miktarları yönünden varlığını kanıtlanması amacıyla göstermiş olduğu delillerin toplanması, gerektiğinde tarafların tüm tanıklarının bu konu hakkında yeniden dinlenerek ziynet eşyalarının nelerden ibaret olduğu ile ilgili olaylara
    dayalı görgü ve bilgilerinin sorulması, varlığı şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ispatlandığı belirlenen ziynet eşyalarının dava tarihi itibariyle değerinin belirlenmesi için gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılması ondan sonra toplanan tüm deliller değerlendirilerek bir karar vermekten ibaretken, anlatılan hususlar gözetilmeksizin davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.’’ (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30.03.2021 Tarihli, 2017/2715 Esas, 2021/360 Karar nolu karar)
  4. ‘’Bu itibarla, aile konutu niteliğinde olduğu hususunda duraksama bulunmayan taşınmaz için davacının açık rızası alınmadan, TMK’nın 194/1. maddesine aykırı olarak tesis edilen ipotek işleminin bağlayıcılığı bulunmadığından cebri icra sonucu davalı banka adına ihale edilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş Giyasettin adına tesciline karar verilmesi anılan maddenin amacına da uygundur. Davalı …’in adının kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm kısmında Gıyasettin olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davanın TMK’nın 194. maddesine dayalı olduğu ve bu madde uyarınca karar verildiği, iradi tasarruflarda aile konutu iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil davasının açılabileceği, aynı Kanunun 705. maddesinde yer alan cebri icra satışlarında TMK’nın 194. maddesinin uygulanamayacağı, dava konusu taşınmazın dava tarihinden önce kesinleşen ihale ile banka adına tescil edildiği, dava tarihinde taşınmazın aile konutu olmadığı, direnme gerekçesinde illiyet prensibinden ve yolsuz tescilden bahsedildiği, aile mahkemesinin yolsuz tescil iddiasını inceleyemeyeceği, açıklanan nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O hâlde, yukarıda açıklanan ilkeler ve gerekçelerle direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir.’’ (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.11.2019 Tarihli, 2019/318
    Esas, 2019/1238 Karar nolu karar)
  5. ‘’Toplanan delillerden, tarafların 26 yıl evli kaldıkları, davacı kadının bu süre içinde çeşitli üniversitelerden mezun olduğu ve diplomalarında, yüksek lisans tezlerinde, katılım belgelerinde, sertifikalarında, bankacılık işlemleri ile emeklilik işlemlerinde evlilik soyadını kullandığı anlaşılmaktadır. Toplanan delillerle davacının davalının soyadını kullanmasının davalıya bir zarar vermeyeceği, davalının soyadını kullanmasında davacının menfaatinin bulunduğu kanıtlanmıştır .Türk Medeni Kanununun 173/2. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Davanın kabullüne karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile reddi doğru bulunmamıştır.’’ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 19.03.2009 Tarihli,
    2007/19005 Esas, 2009/5094 Karar nolu karar)