BAŞKASINA AİT KİMLİK BİLGİLERİNİ KULLANMA SUÇU

Tanım

Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçu, TCK’nın Adliyeye Karşı Suçlar Bölümünün 268. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

“İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.”

Bu suçun işlenebilmesi için failin işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engelleme amacı taşıması gerekmektedir. Dolayısıyla fail bu suçu başkası hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engelleme saikiyle işliyorsa bu durumda suç unsuru oluşmadığı için suç gerçeklememiş olacak ve dolayısıyla fail herhangi bir yaptırıma maruz kalmayacaktır. Bu suç işlendiği takdirde TCK. M.268 hükmü gereğince ceza TCK.m.267’ye göre verilecektir.

TCK.m.267 hükmü şöyledir:

“Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Başkasına Ait Kimlik Bilgilerini Kullanma Suçu Şikâyete Tabii Midir?

İlgili suç şikayete tabii değildir, dolayısıyla şikayet süresi bulunmamaktadır.

Uzlaştırma

Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçu uzlaştırmaya tabii suçlar arasında değildir.

Daha Çok Cezayı Gerektiren Haller

Kanun hükmü gereği “Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma” suçu “iftira” suçu hükümlerine tabiidir. İftira suçunda daha çok cezayı gerektiren haller ise şunlardır:

  1. Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.
  2. Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
  3. Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
  4. Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
  5. Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

Daha Az Cezayı Gerektiren Haller

Kanun hükmü gereği “Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma” suçu “iftira” suçu hükümlerine tabiidir. İftira suçunda daha az cezayı gerektiren haller ise şunlardır:

  1. İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.
  2. Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.

Daha az cezayı gerektiren diğer haller aşağıda etkin pişmanlık başlığı altında açıklanacaktır.

Etkin Pişmanlık

TCK’nın 269. Maddesine göre,

Etkin pişmanlığın;

a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,

b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı,

c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri, indirilebilir.

İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla;

a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı,

b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri, indirilebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

  1. “Sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçundan kurulan hükme yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

İlk yakalandığında kimlik bilgilerini saklayarak amcasının oğluna ait kimlik bilgilerini veren, soruşturma sırasında gerçek kimliğini açıklayan sanığın eyleminin 5237 TCK.nun 268/1 maddesi delaletiyle 267/1, 269. maddelerinde düzenlenen iftira suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfının hatalı değerlendirilmesiyle yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de; sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 31/3. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim uygulanması yerine 1/6 oranında indirim yapılması sonucu fazla ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 03/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay, 2. CD., E. 2013/16572 K. 2014/9161 T. 3.4.2014)”

  • “Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; TCY’nin 267. maddesinde düzenlenen iftira suçunun oluşması için, bir kimsenin yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekmektedir. İftira suçunun özel bir halini düzenleyen 268. maddesindeki başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için de kişinin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması koşulu aranmaktadır. Başka bir anlatımla, bu maddede öngörülen suçta fail sadece kimliği hakkında yalan beyanda bulunmamakta, aynı zamanda başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz ve bir başkasını da işlemediği bir suçun faili olarak göstermek suretiyle iftirada bulunmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, failin kullandığı başkasına ait kimlik bilgilerinin gerçek bir kişiye ait olması gerekmektedir.

Resmi bir belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunulması, diğer bir ifadeyle bu bilgilerin belli bir kişiye ait olmayıp tamamen uydurma bilgiler olması halinde iftira suçundan değil, TCY’nin 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçundan söz edilebilecektir.

Somut olay değerlendirildiğinde, sanığın hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle karakolda kimlik bilgileri sorulduğunda verdiği bilgiler araştırılarak, bu bilgilerin gerçek bir kişiye ait bulunması durumunda eylemin, TCY’nin 268. maddesine; verilen bilgilerin tamamen uydurma olduğunun anlaşılması durumunda da 206. maddesine uyan suçu oluşturacağı gözetilmeden, eksik araştırmayla TCY’nin 267/1. madde ve fıkrası uyarınca başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ve sanık Şevket’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21.11.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay, 4. CD., E. 2006/4634 K. 2007/9761 T. 21.11.2007)”

  • “Sanığın, yakalandığında, Cengiz ve Yüksel oğlu, 1995 doğumlu Fatih KARADAN olarak bildirildiği kimlik bilgilerini, gerçek bir kişiye ait olup olmadığı araştırılarak, gerçek kişiye ait olduğunun belirlenmesi durumunda eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 268/1. maddesi yollamasıyla aynı yasanın 267/1. Maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık Uygar KARADAN savunmasının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasının 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK ‘nın 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesine, 01/11/2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.” (www.adalet.org)

Views: 42