Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Tanım

Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmın “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı onuncu bölümünde 155. maddesinde yer almaktadır.

Madde 155- (1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.[60]

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

Güveni kötüye kullanma suçunun konusu, taşınır veya taşınmaz maldır. Bu mal üzerinde fail lehine zilyetlik tesis edilmiş olmalıdır. Güveni kötüye kullanma suçunda fail, suç konusu malın maliki değildir. Bu nedenle, müşterek veya iştirak hâlinde mülkiyete konu olan mallarla ilgili olarak, müşterek veya iştirak hâlinde malik olanlar birbirlerine karşı güveni kötüye kullanma suçunu işleyemezler. Fail, suç konusu şey üzerinde lehine zilyetlik tesis edilmiş olan kişidir. Ancak, bu zilyetliğin mutlaka malik tarafından tesis edilmesi gerekmez.

Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir. Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için ortaya maddi bir hasarın çıkması gerekmez.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Şikâyete ve Uzlaştırmaya Tabii Midir?

Güveni kötüye kullanma suçunun basit hali şikâyete tabiidir. Ancak ilgili maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelik hali şikayete tabii değildir; re ’sen soruşturulup kovuşturulabilir. Suçun ilk fıkrada düzenlenen basit hali uzlaştırmaya tabii olup ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli hali uzlaştırmaya tabii DEĞİLDİR.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Taksirle İşlenebilir Mi?

Bu suç failin bilerek ve isteyerek işleyebileceği bir suçtur. Taksirle işlenebilmesi mümkün değildir.

Suçun Basit Hali

TCK.m.155’e göre,

“Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Daha Çok Cezayı Gerektiren Haller

TCK.m.155/2’ye göre,

Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

Daha Az Cezayı Gerektiren Haller

TCK’da bu suç için daha az cezayı gerektiren bir hal düzenlenmemiştir.

Etkin Pişmanlık

Etkin Pişmanlık başlıklı TCK’nın 168. Maddesinde güveni kötüye kullanma suçu da yer almaktadır.

“Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.”

Teşebbüs

Güveni kötüye kullanma suçuna teşebbüs teorik olarak mümkün gözükmekle birlikte uygulamada teşebbüsün varlığını ispat etmek son derece zordur.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Tabii Olduğu İnfaz Rejimi

TCK’nın 155. Maddesinde kurulan hükme göre güveni kötüye kullanma suçu için verilecek ceza hapis cezası ve adli para cezasıdır. Adli para cezası hapis cezasına çevrilebilir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

d) Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi gerekir.

HAGB kararı verilebilmesi için hükmedilen ceza hapis cezası ise 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası olmalıdır. Suç nedeniyle herhangi bir zarar oluşmuşsa, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan faydalanabilmesi için zararı karşılaması gerekir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 01/08/2023 tarihli kararı ile HAGB düzenlemesinin iptal edilmiş olup, bu düzenleme 01/08/2024 tarihinden itibaren uygulanacaktır. Yürürlük tarihine kadar HAGB hükümlerinin koşullarının olması halinde uygulanabilir ancak yürürlük tarihinden (01/08/2024) itibaren HAGB uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Bir suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir (TCK.m.51). Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır.

Erteleme kararı verilebilmesi için kişinin,

  1. Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
  2. Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekir.

Suçun işleniş şekline göre verilecek ceza ertelenebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

“1. Sanık …’in, katılanlar S.D. ve …. ile … Kumanyacılık Emlak Tarım Gıda Tekstil Taşımacılık İnşaat Turizm Sanayi Ticaret Ltd. Şirketinde ortak, katılan …. ve sanık …’in müşterek yetkili müdür oldukları, sanık …’in, şirket muhasebe müdürü olan temyiz dışı sanık …’ı azmettirmesi üzerine değişik tarihlerde olmak üzere şirketten 248.000 TL ve 1600 USD para çıkışı yaparak üzerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

2. Sanık, şirketin muhasebe müdürü ile katılanların anlaşarak, kendisi adına şirketten para aldıklarını, temyiz dışı sanık …’in kendi usulsuzlüğünü ve şirketten çaldığını gizlemek için iftira attığını, kasa noksanı olarak gösterilen paralarla ilgisinin bulunmadığını ileri sürmüştür.

3. Temyiz dışı sanık …, sanık …’in, ortakların bilgisi olduğunu söyleyerek kasadan değişik tarihlerde kayıtsız şekilde paralar aldığını, daha sonra katılanların yaptıkları incelemelerde sanık …’in aldığı paralardan dolayı açık çıktığını, durumu katılanlara söylediğini, ajandasına aldığı notları da verdiğini beyan etmiştir.

4. Katılanlar, şirket hesaplarında bir takım usulsüzlükler tespit ettikten sonra sanık …’e ihtarname çektiklerini, sanıkla görüşmeleri sonucu kardeşine ait hisseleri devrinin yapıldığını, ancak bu işlemden bir gün sonrası tarihli, şirketlerini kefil olarak gösterip borç altına sokan 1.084,000,00 TL bedelli bonodan dolayı aleyhlerine icra takibi yapıldığından şikâyetçi olduklarını beyan etmişlerdir.

5. Tanıklar, ….’nin bozmada belirtildiği şekilde mahkeme kabulü ile uyumlu beyanda bulundukları görülmüştür.

6. Sanığın üzerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun 24/10/2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği, ancak uzlaşmanın sağlanamadığı görülmüştür.

7. Mahkemece, bozmadaki gerekçeye göre sanığın cezalandırılmasına dair temyiz incelemesine konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.

IV. GEREKÇE

Bozmaya uyularak yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.01.2021 tarihli ve 2020/340 E., 2021/16 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA” (Yargıtay 11. CEZA DAİRESİ 2022/6611 E., 2023/4594 K., 31.05.2023)

“Sanık ile şikayetçilerin yetkilisi oldukları firma arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paraların teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil şikayetçiler G. ve S. tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve 24.10.2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının ”Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 254 üncü maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253 üncü maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2021/12525 E., 2023/5634 K., 02.05.2023)

“1. 09.07.2014 tarihinde 155 Polis İmdat hattına yapılan ihbarla Kipa Alışveriş merkezinin yan tarafında park halinde bulunan bir tırın yakıt tankından hortum ile mazot çekilmesi suretiyle hırsızlık yapıldığının bildirilmesi üzerine polis memurları olay yerine gittiğinde sanık …’in şoförlüğünü yaptığı tırdan mazot çekildiğini gördükleri, sanık …’in \”tırın şoförü benim, ben yatıyordum, bu şahıslar benim mazotumu çalıyorlarmış…\” şeklinde polis memurlarına beyanda bulunarak katılan … ve …’in hırsızlık yaptığını iddia ettiği, sanığın şoför olarak çalıştığı Bumerang Lojistik isimli nakliye şirketinin sorumlusu olan katılan …’a yönelik hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği, bu suçu gizlemek düşüncesiyle de işlenmediğini bildiği halde müştekiler İbrahim ve …’ye hırsızlık suçu isnat ederek bu kişiler hakkında hırsızlık suçundan soruşturma başlatılmasına neden olduğu iddia edilmiştir.

2. Sanık, Bumerang Lojistik şirketine ait \”…\” plakalı aracın şoförlüğünü yaptığını, şahsi aracına mazot almak için Derbent ismi ile kayıtlı \”0 536 (…)(..)(..)\” nolu telefonu aradığını, bir süre sonra mazor istediği şahsın kendisine mazot getirdiğini söylerken diğer şahsın tırın deposuna hortum bıraktığını, daha sonra polislerin geldiğini ve şahısların aracından çıkan damacana bidonlarındaki mazotların kendi aracından çekilmiş gibi algılandığını savunmuştur.

3. Hakkında hırsızlık suçundan ek takipsizlik kararı verilen katılan …; sanığın 15-20 gün kadar önce \”0532 (…)(..)(..)\” nolu telefondan \”0 536 (…)(..)(..) \” numaralı telefonunu arayarak fazla mazotunun olduğunu, uygun fiyatla satacağını söylediğini, bunun üzerine sanıktan 455,00 TL karşılığı 133 litre mazot satın aldığını, 09.07.2014 tarihinde ise sanığın yine arayarak uygun fiyatlı mazot satmayı teklif ettiğini, aynı işyerine birlikte çalıştığı katılan …’yi de alarak sanık ile Kipa AVM yanında buluştuklarını ve tırın yakıt deposundan hortumla çekilen mazotları damacanaya doldurmaya başladıklarını, 11., damacanayı doldururken polislerin geldiğini, sanığın polislere tırda uyuduğunu, kendisi ve …’nin hırsızlık yaptığını iddia ettiğini, polisleri sanığın kendisinin arayıp çağırdığını beyan ederek cep telefonunu sanıklara verdiğini, polislerin cep telefonundan kendisini arayan \”0532 (…)(..)(..)\” nolu telefonu aradıklarını ve sanığın telefonunun tırın içerisinden çaldığını, sanığın iftira attığını, beyan etmiştir.

4. Hakkında hırsızlık suçundan ek takipsizlik kararı verilen katılan …’da katılan … ile benzer beyanlarda bulunmuştur.

IV. GEREKÇE

A. Sanığın Katılan … ….’e Yönelik Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden

Sanığa yüklenen ve 5237 sayılı Kanun’un 155 inci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, 24.10.2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri yapılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır.

B. Sanığın Katılanlar … ve …’e Yönelik İftira Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden

Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;

Sanığın her iki katılana yönelik iftira içeren eylemi tek bir fiille gerçekleştirmesi nedeniyle sanık hakkında aynı neviden fikri içtima hükümleri gereği iftira suçundan bir kez ceza verilip, bu cezanın 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince artırılması gerekirken, her bir katılana yönelik eylemi nedeniyle ayrı ayrı ceza verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Turgutlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.06.2015 tarihli ve 2014/210 Esas, 2015/819 Karar sayılı kararırına yönelik Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu yönünden başkaca yönleri incelenmeyen hükmün ve iftira suçundan kurulan hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2021/20839 E., 2023/1421 K., 13.03.2023)

Views: 14